19 Aralık 2014 Cuma

The Skeleton Twins


"İşte su bu!" demişti David Foster Wallace 2005'te Kenyon College mezuniyet konuşmasında. Her ne kadar belli dönemlerde dönüp tekrar tekrar dinlesem de orada söylediklerini, aslında o konuşmadan üç yıl sonra artık buralarda olmamaya karar vermesiyle beraber daha çok anlamlanıyordu suyun kendisi. Wallace'a bir referans olmasa da The Skeleton Twins işte o suya dalıp nefes tutma pratiği yapıyor mümkün olduğunca. Aynı gün intiharın ucundan dönen, uzun zamandır görüşmemiş iki kardeşin ilişkileriyle beraber kendilerini onarmaya çalışışını izliyoruz olaylar ekseninde, ama geri planda işleyen günlük bunaltıcı rutin filmi potansiyel kategorizasyondan kurtarıyor. İronik olan, perdede/ekranda filmi kurtaran o rutin acaba kaç milyar yaşama mal oluyor günün içerisinde?

Amerikan bağımsızları içerisinde güne yakın duran filmlerden birisi The Skeleton Twins. Sıkışmış bir evlilik, terkedilmiş koca bir alışveriş merkezinin ortasında her yere gidebilecek gibi durup da olduğu yerde kalmış yaşamlar fazlasıyla tanıdık, evreni içerisine hapsetmiş nitelemeler. Buna dair söylenebilecek şeylerin alışagelmişliğiyse yorum yapanın olağanlığı kadar söz konusu materyalin yaygınlığından da ileri geliyor. Nihayetinde ne kadar kabul edersek o kadar var oluyor her şey; yani ne kadar yaygınsa o kadar gerçek günlük rutinimiz de. Filmin burada üzerinden gittiği akvaryum balıklarıysa rastgele bir analoji olarak alışılmışlığını aşarak daha etraflıca kullanılıyor. Belki bu yüzden filmin son havuz sahnesi filme yansıdığı kadarıyla rahatsız edici olmuyor, yoksa benzeri bir dönemeç her yazın için bana fazla dramatik gelirdi. Daha fazla dolandırmadan söylemek gerekirse; The Skeleton Twins kurduğu günlük ilişkiler ve bunları kırılganlığına yakışan zariflikte yürütebilmesiyle etkileyici bir film oluyor: gün içerisinde beklenmedik bir anda yeni tadılan bir atıştırmalık ne kadar etkili kalırsa hayatınızda, bu da o kadar işte. 

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,  

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses