23 Aralık 2014 Salı

Nightcrawler


Filmler günün içerisinde bazen gelip geçer bazen de o günün bir köşesinde kalırken çok azı yaşanılan zamanı, değerleri ve anlayışıyla bu kadar ince ince işleyebiliyor. Dönemin hırslarını, arzularını, yöntemlerini, hislerini ve egemen söylemini bir karakterde ağırlıklı olmak üzere yüzeye çıkarabilmek ve bunu yaparken de bunaltıcı bir nutka bürünmemek hayli zorlu bir alegori gerektiriyor çünkü. Louis Bloom işte tam da bu yüzden muazzam bir karakter. Ona duyulacak nefret ne kadar kolaya kaçmadan öteye geçemeyecek bir boşvermişlik tezahürüyse ona duyulacak hayranlık da o kadar kokuşmuşluğu gösteriyor zira. Bir anti kahraman da değil Bloom, aksine, limitlerini değerlendirmeyi bilen gayet olağan bir karakter. Bu sebeple de yalnızca bir medya yergisi olarak önümüze gelmiyor film; evet, zamanla evrilmiş görece yeni yaygın anlayışa dair alaycı bir sertlikle söyledikleri var, ama filmin derdi televizyonda ne olduğundan çok onun ne, kim için var olduğu, çünkü nasıl olduğu tamamen bununla ilişkili bir mevzu. Belki bu sefer gözden çoğunlukla kaçan doğru işlemiyor ve o özel durumlardan birine dönüşüyor bu da; sorunun kuruluşu cevabı şekillendirmiyor zira her farklı soru zamiri aynı kötücül yeri işaret ediyor.


Uygun düşen düşmeyen birçok hikayede kullanıldığı üzere zamanın gerçeklik algısı olan sallantılı anlatıya sarılmıyor Nightcrawler, bu sayede önceden açılmış yerine tam oturan bir film olmaktan çok yerini kendisi belirleyen film oluyor. Odağı olan vahşet haberlerinin üretimine dair anlatısını kurarken sürecin içerisinde yer alırcasına değil, süreci gözlemlercesine kullanıyor kamerayı; bunun sonucunda da izleyiciye kendisinin gözünden kendisini gösterme fırsatını yakalıyor. Çünkü burada sürecin hali hazırda yaratıcısı ve bundan zevklenen tamahkâr gözlemcileriyken o yergiyi de aynı konumdan yaşama hakkına sahip olunamıyor. Fakat herkesin bir biçimde şikayetçi olduğu evrende, bu kulağı tersten tutmayı iyi kotaran tavrı ne kadar etkili konumlanır filmin, o da ayrı bir konu.

Daha ötede bir sıfatı 2014 için sarf etmeye çekinmeye başlamam sebebiyle 2013 için sinema adına çok iyi bir yıl dediğime pişman eden filmlerden birisi Nightcrawler da. İlgi çekici karakteri, hikaye gelişimi, renkleri, sesleri, kurgusuyla her açıdan vurucu olmayı başaran ve sürükleyiciliğini kafasına borçlu olan bir film; bir türlü bağırılamayan o gözlemleri, şikayetleri şunu ya da bunu bir tiradın rahatlatmasıyla kafadan atmaya yardımcı olan değil, basit bir diyalogun kafaya takılıp sürekli dönmesiyle rahatsızlık vermeyi bile bir estetik anlayışla yapan.


Son bir not olarak: Nightcrawler, gelgitleri sebebiyle bir türlü zihnimde konumlandıramadığım Jake Gyllenhaal'a dair henüz ilk filmlerinden ileri gelen sempatimi kendi kendime net biçimde telaffuz etmemi sağlayan film oldu aynı zamanda, tekil performansları haricinde genel itibariyle artistik seçimleriyle de dönemin kesinlikle en iyilerinden kendisi.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder


 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses