24 Ocak 2014 Cuma

The Kings of Summer


Thoreau'nun üzerimdeki etkisini fazla küçümsemişim ben; bir şeylerden sıkıldıkça daha fazla okunan birisi değil, okundukça kendisi dışındakilerken uzaklaştıranmış cümleleri. Öz bir hâle ulaşmak için rehber veya reçeteler yok, önce bunu almalı. Ama tersinden; reçeteler ani durum sorguları için kabul edilebilir fakat rehberler de öz bir hâle engel değil. Bu, bağlılık değil, örülülük içerisinde zırlayabilince işte tramboline gerek kalmıyor. Yapay olandan uzaklaşmak gerekiyor önce öz için, kendiliğinden gelen bir şeyler olmalı. Doğanın önemi burada, çünkü değişen yalnızca buhar makinesiyle beraber değil. Sonuç olarak odak ayarlanabilir, ama ayarlamaya gerek var mı da bir soru hiç odağa gerek var mı da; zaten yağmur yağdıkça su üzerinde birikmiyor ki.

The Kings of Summer bir süre beklediğim ve ardından da bir süre beklettiğim filmlerdendi. Açıkçası önce ismi sonra posteri almıştı beni kendi anlam yüklemelerimle, fakat oluşan beklentim yine de daha jenerik bir filmdi. Dolayısıyla filmin öylesine naif bir tavır, marazi bir mizah ve Rian Johnson'ın başyapıtı Brick karizmasıyla yola çıkıp çatlaması beni uzaklaştırmaktan çok filme sempatimi arttırdı. İsim söylüyor bir kere; yazın san sahiplerinden başka ne bekleyebilirsin? Çünkü yaz bir mevsimden çok bir fikir olursa insanın zihninde bir değere sahip, yani mevsim olanı MTV'deki videolarda. Elbette onun da ortak hafızaya azımsanmayacak bir etkisi var fakat burada bahsettiğim Yaz; yaz değil. Yani bir noktada kırılması gerekiyor değersiz gözüken ama aslen mevcut insan yaşamının ideali olan sıradanlıkla. Çünkü öz yalnızca bir esans, sürekli sürünemez; nadirliğiyle var olur. Bu sebeple The Kings of Summer bozularak daha değerli oluyor, bozularak ikiyüzlülük yapmıyor. Film zaten bir taraftan hikayeyi anlatmıyor, sadece anlatabilmek için perspektif alıyor, o kadar. Evet, yer yer fazla gömüyor kendisini beklenti ve öğre(n/t)ilmişlere ama oradaki özneyi bulamadığımız sürece bir kritik cümlesi değil, muallak tanımı oluyor bu söylem benim gözümde. Fazla üstüne gitmememin nedeni bu; çünkü filmin çekimleri, o doğal ışığın ve imgelerin kullanımı zaten kendisini gömse dahi seyredeni de arayıp kazmaya teşvik ediyor; bence önemli olan bu. Orada olanla değil, olmayanla da değer kazanamıyor olsa zaten müşkülpesentlikten öte bir duruma düşülürdü. Ama her şeyin üzerinde çizgiyi takip etmediği için çarpık denilebilecek o mizah hikayeyi duvardaki herhangi bir çizik olmaktan çıkartıyor. Yani bir western göndermesi bu kadar mı eğlenceli kullanılabilir?


The Kings of Summer, hayran kalınan ama çekip çıkarıldıklarında o bağlamdaki kadar zarif duramayan birkaç cümleyi barındıran bir paragraf gibi bir film. Yani kusurları var olmasına, hatta bir anda yön değiştirmesiyle kendisini soktuğu çıkmazdan sıyrılmaya çalışışındaki falso belki fazla "senaryo masası" kokuyor, fakat filmin bu haliyle verdiği o hafif sızı hissi değerli. Çünkü hissediyorsun; orada bir şeyler var. Ve açılış sekansı zaten yeterli titreşimi veriyor; sıradan, ufak, yani gerçekten minik, eski ama orada bir yerde; nerede?

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses