5 Ocak 2014 Pazar

Side Effects

Soderbergh emeklilikten bahsetmeye başladıktan sonra neredeyse iki elin parmaklarına denk gelecek kadar film çekti. Bu yüzden de ilk okuduğumda şaşırdığım ve sinemasını seven birisi olarak üzüldüğüm kararını pek umursamamaya başlamıştım. Emeklilik sözcüğüne yeni anlamlar katmış olsa da kendisi, Side Effects gerçekten de vizyona giren son filmi olabilir kendisinin. İçinde olduğu diğer alanlarla ve görünene göre biraz daha fazla TV projeleriyle ilgilenecekmiş. Soderbergh eğer bir geri adım atmazsa Side Effects sonraki yıllarda bu sebeple biraz fazla romantize edilebilir diye düşünüyorum, zira bu kalıbı kullanmaktan hoşlanmıyor olsam da Soderbergh gerçekten hakettiği değeri çok bulamamış bir yönetmen ama zaman içerisinde ticari faaliyetlerle imajını batırmazsa tahmin ediyorum ki günümüz sineması uzaktan değerlendirilirken daha yukarıdaki bir noktada yerini edinecektir.

Side Effects, isminden de anlaşılacağı gibi Emily'nin aldığı ilaçların yan etkileriyle yaşananlara odaklanan bir film. (Aynı zamanda yerli basına neden güvenilemeyeceğinin de bir kanıtı. Çünkü geçtiğimiz yıl David O. Russell'ın Silver Linings Playbook'undan bahseden yerli bir yazar Soderbergh'in Side Effect'ine gönderme yaparak işte aynı filmleri birer ikişer tekrar tekrar çekiyorlar gibisinden bir şeyler söylemişti ve Hollywood ile Amerikan Sinemasına laf atarak sinemadan-anlayan-adam sıfatını haketmişti. Side Effects'i ancak bugün izleyince bir güzel hatırladım kendilerini.) Depresif bir karakter üzerinden öyle ya da böyle depresyonu kendisine kıyı edinmiş olması sebebiyle filmin kasvetli atmosferi çok iyi işliyor. Zaten depresyonda olan kişi gayet mantıklı cümlelerle ne hissettiğini anlatabilecek olsa da hissettiklerinin pek de somut nedenleri olmuyor, dolayısıyla filmin kasvetli yapısı da kıyısında gezindiği bir konuyu daha iyi yansıtabilmesi açısından gayet etkili. Filmin çok soğuk ve dengeli bir tempoda, neredeyse ifadesiz olarak ilerlemesi izleyicinin kendisini ilaç etkisinde hissetmesini sağladığı için konuya duyulan yakınlık-uzaklık da pek önemli olmuyor. Belki bu yüzden Soderbergh'in sinemasında hep "hikaye aslında önemli değil her şey aynı boşlukta" hissine kapılıyorum; ve tabi bu yüzden beğenme sözcüğünü kullanmaktan çekinmiyorum zira beğeniyor olmak bir şeyin "en" ya da "çok iyi" olduğu anlamına gelmiyor. Yakınsadığım için üzerine arada gevezelik edebildiğim tarafı haricinde Side Effects bir suç filmi olma özelliği de gösteriyor; tabi suçu nasıl tanımladığınıza bağlı olarak. Bu yönüyle hikayesinin sınırları dışarısına daha çok çıkıyor film, hatta hikayesine seçtiği şehir dahi bence bunu göstermesi açısından dikkate değer: "almaya" odaklı modern insanların arzuları üzerine çünkü hikaye. Tanımları sisli birçok sözcük isteğin objesine dönüşebiliyor zaman içerisinde ve bu, basitçe "o oldu bu bittiyle" anlatılabiliyor pekala.

Rooney Mara yalnızca bir iki filmle beraber izlemekten keyif aldığım bir oyuncuya dönüştü, Side Effects'teki performansı ve filme ekstra değer katması bu düşüncemin yalnızca kendisinin tuhaf çekiciliği sebebiyle olmadığının göstergesi. Channing Tatum'u dışarıda bırakırsam oyuncular açısından beni rahatsız eden bir şey zaten yok ama Mara'nın performansı ayrıca vurgulanmayı hakediyor. Tatum'daysa kesinlikle benim anlamadığım bir şeyler olmalı çünkü Soderbergh kendisiyle tanışmasını sağladığı için Moneyball'dan kovulmuş olmasını dert etmediğini söylüyor. Açıkçası Tatum yerine korkuluk oynasa dahi çok bir şey farketmezdim ben.

Side Effects, kasvetli atmosferiyle beraber plotun mümkün kıldığı ciddi bir teknik ustalıkla hikayesini ele alan ve biraz aceleye getirilmiş bir film. Seyirciyi ilaç almış gibi hissettirmesiyle eriştiği büyülü özelliği dahi filmin kolay unutulabilirliğini değiştirmiyor. Yani tıpkı akşamüstü insanın içine çöken o sıkıntının aşılışı gibi bir film; artık alışmış olmanın verdiği tedbirli rahatlıkla arkasına yaslanır insan ama orada hala yolunda gitmeyen bir şeyler vardır ve tedbirli rahatlığı aslında erteleme hastalığının bir tezahürüdür, can sıkıntısıysa nasılsın sorusuna verilen cevap gibi üzerinde düşünülmeden tekrarlanması gereken bir kalıp: kimisi çemberin kimisi dörtgenin etrafında dönüp dururken kimisi de dörtgende köşeye gelince geri dönüp volta atmaya başlar. Hal tanıdık olunca bir filmin bu hisse yakın gelmesi bile bence kutlanma sebebi çünkü iddiasız sıradan yalnızca bazen değersizdir.

ilk poster fazla iyi. işte bunlar hep rooney mara ama abartmayalım. gerekeni godard söylemişti zaten zamanında.
sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses