21 Ocak 2015 Çarşamba

The Theory of Everything


Jane Hawking'in anı kitabı Travelling to Infinity'den uyarlama The Theory of Everything, Stephen Hawking ve ilk eşi Jane Hawking'in beraber geçirdiği yılları değil; şimdiki ismiyle Jane Wilde'ın Hawking ile geçirdiği yılları konu ediniyor. Alışılmış biçimde bir ödül-sezonu-avcı-filmi formülüne uygun düşen The Theory of Everything'in tek elle tutulur yanı da güçlü Jane Wilde Hawking karakteri. Fakat bu güçlü sıfatını açmadan önce başka bir tartışmaya girmek gerekiyor. 

Her ne kadar kurgusal bir filmden bahsediyor olsak ve bu sebeple eldeki materyali sinemasal yorumlar nedeniyle eğip bükmek gerekli olsa da The Theory of Everything'in üzerine kurulduğu kitabın belli anlatılarını melodramatik tavrı için bozması bana pek sevimli gelmiyor. Yani gerçekliğe uygunluk bu tarz bir biyografik filmde hayati olmasa da önemli, ve kurgu dozunun tavana çıkması son ürünü daha estetik yapmıyor, aksine sıkıcı bir öğleden sonra TV dizisi boyutuna sokuyorsa orada kurgu fazla kaçıyor demek benim için. The Theory of Everything'in henüz ilk yarısı bitmeden aşırı derecede sıkılıp yerine ne izlesem diye hafiften düşünmeye başlamam bence yeterli bir göstergesi söylemek istediğimin. Buradan hareketle güçlü sıfatına dönersem, Jane Wilde'ın belli ölçüye kadar iyi portre edildiğini söylemek mümkün, fakat karakterin daha derinlikli bir incelemesi filmi o bunaltıcı melodramatikliğinden kurtarıp etkileyici bir biyografik filme çevirebilirmiş. Özellikle çiftin evlilik ve ayrılık süreçlerinin bir kamera kaydından oynarmışcasına -birisinde resmen, diğerinde dolaylı-  işlenmesi bu karmaşık yaşamların ağırlığını hikayenin üzerinden alıp her şeyi ekstra basitleştirmiş oluyor. Oysa bu hikayeye anlatılma gerekliliğini veren şey Stephen Hawking'in tanınma sebebi olan çalışmaları değil, zira filmde buna dair kaydadeğer bir şey izlemiyoruz, hatta wikipedik giriş paragrafları bile denilebilir hayatının o yönüne dair girilen noktalara. Yani temelde Hawking olmasa da çok bir şey fark etmeyecekmiş gibi duran formüllü bir dönem filmi izliyoruz, buradaki formüllülük otomatikman bir olumsuzluk ifade etmiyor olsa da The Theory of Everything özelinde ediyor, ve bu sebeple yakın dönemin Oscar kazananlarından The King's Speech'i anımsatıyor bana. Tekrar izleme isteği uyandırmayan, bir gün şans eseri denk gelince sonu getirilmeyecek olan formüllü ödül-sezonu-avcısı filmler bence ziyadesiyle lüzumsuzlar. Bu sebeple The Theory of Everything, yalnız Jane Wilde karakteri üzerinde ayakta duran ve onun da layıkıyla yazılmadığı, incelenmediği gerçekliğine rağmen Felicity Jones'un performansıyla biraz hayat vermeyi başardığı bir filme dönüşüyor. Tabii oyunculuk performansı deyince doğrudan buna hedefli olduğu açık rolüyle inandırıcı bir portre çizen Eddie Redmayne'i de anmalı. Fakat şahsi fikrim bu tarz bağıran rollerdense Jones'un portresindeki gibi performansların daha değerli olduğu yönünde. 

The Theory of Everything, Bilboard listelerine oynayan bir pop şarkısının remix'ini anımsatıyor, bu benzetme de filme dair yeterince şey söylüyor. 

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses