22 Ocak 2015 Perşembe

Dear White People


Tarihsel ağırlığı büyük olan başka birçok sorun gibi günümüzde artık bahis konusu olmadığı iddia edilebilen *ırksal gerilim* üzerine zamana uygun bir film Dear White People. Tuhaf olan, kendisinin zamaneliği yalnızca stilistik yönden ileri gelmekle beraber esas derdi olan analizinin Spike Lee'nin '89 tarihli Do The Right Thing'inden çok da farklı olmaması. Lee'nin başyapıtının sınırlı olarak bu konuda değil, genel olarak azınlık meseleleri üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri olduğunu düşünüyorum, hatta hepsini kapsayacak bir şemsiyeyle ifade edersem, en iyi politik filmlerden birisidir bence Do The Right Thing. Bunu söylerken yalnızca işin sinemasal değil fikirsel yönünü, yani politik tavrı da umursuyor olduğum aşikar. Bu durumda, aynı konuyu şimdiki zaman fiilleri kullanarak ele alan Dear White People'ın, 25. yıl dönümünü kutlamış olan o filmi fazlasıyla anımsatıyor olması güncellenemeyen bakış açılarının mı göstergesi, yoksa mevzunun tüm diğer değişimlere rağmen benzer içerikle aynı hassasiyeti koruyor olduğunun mu? Elbette, yalnızca Ferguson olayları bile bu soruyu cevaplamak için yeterli dayanak sunuyor, hatta o kadar uzağa gitmeden henüz geçen hafta açıklanan Oscar adaylarına dönersek de sorunun cevabı gayet belirginleşiyor. 

Do The Right Thing, ele aldığı kutuplu meselede tarafların ilişkisini uygulanan şiddet ve mağduriyet ekseninde gösterirken saf bir olaylar zinciri ve kodlama sunmuyordu hikayesinde, meselelerin kolayca görülmekten hoşlanıldığının aksine hayli kompleks olduğunu söylerken kamera herkesi ve her yönü bir biçimde gözlemeye çalışıyordu. Dear White People için de bunların hepsi geçerli, yalnız fark; mekan bu sefer sokak değil, artık etiketlerin hakim olduğu üniversite. Kusursuz açılış sekansının vurguladığı etiketler ve filmin asıl derdiyle doğrudan alakası olmaksızın onların ulaşacağı durakları işaret edercesine tamamlayıcı görev gören finaliyle daha genel bir perspektif de sunuyor bu anlamda Dear White People. Bu politik tavrını ortaya koyuşunu ise tipleşmiş özelliklerde olmasına rağmen hayli ilgi çekici bir karakterin şahsi izleği üzerinden yapması, ve tabii buradaki cinsiyet politikası da ayrıca önemli, filmin cümlelerinin gelişigüzel kurulmadığının göstergesi. İzlediği yolun, en azından fikirsel düzeyde, çok da çığır açıcı olmadığı aşikar Dear White People'ın, fakat mizahi tonları ve anlatıma doğrudan etki eden görsel tarzı konusundaki titiz tutumu kendisini özel biçimde konumlandırmak için de gerekli sebepleri veriyor.  

Dear White People, hassasiyetini koruyan bir konuya hak ettiği, yüzeysellikten uzak bir ironiyle yaklaşan; seyircinin kafasına sokmak istedikleri değil seyirciye anlatmak istedikleri olan bir yergi; bu sayede cümleleri ayrı bir değerli oluyor kendisi ayrı bir değerli. 

azınlık sorunu denilince aklına yaşadığı ülkeye dair hiçbir şey gelmeden siyahilerin *destekçisi* kesilen yurdum üniversite öğrencisi, sana da merhaba.   
sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses