3 Şubat 2014 Pazartesi

Mud

Gerektiğinde çoğunlukla lüzumsuz görünen büyük şemaları bile insanın gözünün önüne koyma kabiliyetine sahip olduğu için iyi kurulmuş analojilere her zaman hayran hayran bakarım ben. Zamanlar içerisinde bir yansıma üzerine odaklanan hikayeler, kendince şeyler söylemek isteyen anlatıcı için çokça uğranılan bir kaçış noktası gibi dursa da cılkı çıkarılmadan kullanıldığında ve yalnızca izleyici/dinleyici/okuyucuya bir şeyler söylemekten ziyade onun bir şeyleri sezmesi veya anlamlandırması beklenildiğinde işte en çok kullanılan benzerlik veya yansımalar bile apayrı değerler kazanabiliyor. Hikayeler çoğunlukla anlatıcının zihnine takılmış şeyleri farklı bir forma dökmesiyle onları söyleme ihtiyacına hizmet ediyor gibi görünse de, Mud gibi çokça girişilmiş ama zaman geçtikçe nadiren kotarılabildiği görünen örnekler bir şeyler söylemenin yanı sıra yalnızca kendi hatrına da anlatıyor hikayeyi. Hollywood filmleri izleyerek büyümüş, neredeyse her sanat pratiğine suç öyküleriyle sempati duymuş birisi olarak izleyicinin bir tura çıkarılmasından, tura değdiği sürece çok hoşlanan bir sinemaseverim ama eğer o tur bir zihinsel egzersiz görevi de görebiliyorsa işte o zaman hikayenin ne olduğuna ben çok fazla bakamıyorum. Zaten sağlam kurulmuş ve iyi anlatılmış bir hikayede ne olduğunu kim hatırlar ki sonradan?


Mud, Michael Shannon etkisine rağmen resmen görmezden gelmek için çabalamış olduğumu farkettiğim Jeff Nichols'ı bana tanıtan film oldu. Aynı zamanda filmin bir yandan coming-of-age yani bir gelişim dönemi hikayesi olarak adlandırılması, bu tarz hikayelerin neden hep ilgi çekici olduğunun da bir göstergesi. Çünkü insanın bir yere oturmadan önce ıslak mı sıcak mı dikenli mi diye bakması ne kadar farklı bağlamlarda hakaret şeklinde kullanılsa da aslında temel bir insanlık halinin göstergesi ve dönemsel biçimde yorumlanması yalnızca alışkanlıklarına gömülü kişioğlunun çeşitli sebeplere sahip avuntusu, ve tabi aslında sözcüğünü kullanarak bir şey anlatmaya çalışan insanlar tam birer kolpalık abidesi. Kendi cümlemi kesmem bir yana, Nichols sinematografisiyle ve müzik kullanımıyla da ne yaptığını bilen bir senarist/yönetmen. İnsanı aptal yerine koyan uzatılmış anlatılara gerek duymadan birkaç farklı çekimde kısa bir sahneyle karakter tanıtabilmesi ya da anlık olarak karakteri izleyiciye sunabilmesi bunun en büyük göstergesi. Geriye dönük olarak kendi filmlerini izlemeye bu sebeple beni teşvik ettiğini ayrıca söylemeye gerek yok belki ama yalnızca Mud bile Nichols'ın ismini bana uzun süreler andırtacak gibi duruyor. Çünkü bahar günü tek başına okulu asmak gibi bir film Mud, ne yapacağın sana kalmış. Gidip aşık olmazsan gün hala senindir, ama bahar ne için var ki?

şu son beş yıla baktıkça; mcconaughey, sen n'apıyorsun lan menajer mi değiştirdin nasıl bir şey oldun demek istiyorum. true detective de apayrı, hep böyle olsun soyadının telaffuzunu sevdiğim.
sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses