11 Şubat 2014 Salı

Her


Richard Brautigan, siber-ekolojiyle bir olarak doğaya tekrar katılışımızı düşünmek istiyordu; hepsi zarafet sevisinin işlenişiyle gözlenirken. Brautigan, yazardı hep öyle; tanıdığım en naif dostumdu ve sayfalar da bir işletim sistemi gibiydi. Doğayla bir olabilmekten bahseden yazarlar hep üzerimde abartılı biçimde etkili oldular; o yüzden arada kafamı pencereden çıkartarak dört duvarın arasındaki bir ekranda sürekli film izlemeyi sevdim: nihayetinde şaşırtıcı değil mi işte? Ama biz zaten mahvediyor olduğumuz bir doğanın parçasıysak, o doğayla bir olmak çevremiz-le/-de yaşamak olmuyor mu? İşte Her, iki kelime sanki hiç aynı bağlamda benzer övgü anlamları taşıyarak kullanılamazmış gibi gelse de, bunun en doğrudan ve en estetik biçimde ifadesi. İnsanın nasıl olduğunu düşünmek istemediği anda sokakta uzaklaşan bir insan siluetinden, nasıl kötü olduğunu kabullendiği anda kocaman bir yapay parlak billboarddan kendisini alıp götürecekmiş gibi tepesine inercesine hamle yapan büyük bir kuşa ve hatta gerginliğin elle tutulur hale geldiği zamanlarda uğultusuyla sahneye giren demliğe kadar. Yani gelecek zaman dünyasını seyirciyi yabancılaştırmadan oluşturulan bir atmosferde aktarabilmek önemli bir başarı elbet ama, o dünyada hala şimdiki ikilem ve çıkmazlar içinde olunuşunu şimdiki zamanın sıradanıyla anlatabilmek apayrı bir başarı.

Başkalarına ısmarlama mektupları bilgisayarına dikte ettirerek yazan Theodore, otobüste oturan dört insan tipinden biri. Kafa ya tanınıp tanınmadığı mühim olmayan bir başkasının omzunda, ya rahatsız edici bir dimdiklikle boyunla beraber gövdenin ortasında, ya cama oraya her tür vücut sıvısını bırakırcasına yapışmış bir iticilikte ya da hafif açılı biçimde yana yatmış ve boşlukta sallanışı kabullenmişlikte durur otobüslerde. Theo, dördüncü gruba giriyor elbette. Bu, tek başına çok şey anlatıyor bir karakter için. Çünkü ilişkilerin neden anlama kapasitemi zaman zaman aşacak kadar angaryaya dönüştüğünü, ayrımın gayet rahat yapılabileceği bir hikaye içerisinde olanca zarifliğiyle anlatılabilmiş olması o karmaşa ve basitlik ikilemini de özetliyor. Ama anlamak, kabul etmek olmuyor tabii, zaten bu nedenle az önce Her'ü hayranlıkla izlemiş olmama rağmen hala beden, ruh(?) ve bir başkası üçgenini ne kadar çözebiliyorum, bilmiyorum.


Yapay zekanın insan yaşamındaki yeri Her'de ilk anda bilim-kurgusal gözükebiliyor, fakat filmin isminin de gösterdiği üzere aslında mevcut durumda da bir sonraki an, yani gelecek zamanda yaşıyoruz. Çünkü Theo, hep yalnızdı bir yandan ama hep birisiyle de beraberdi film boyunca. Ve bunun doğallığını, yaşanılan çevrenin kabul edebilirliği değil Theo'nun kendisi belirledi. Catherine'e yazdığı mektup, kendisiyle yakınsamamın ötesinde bu yüzden çok önemli; çünkü Samantha, herkes ve her şey olabilirdi.

Joaquin Phoenix, Joseph Gordon-Levitt ile beraber 2000'lerin en çok anılacak aktörlerinden birisi bence, ve yine bu değerlendirmeyi haklı çıkartan bir performans segiliyor. Yıllardır hayranlıkla izlediğim Amy Adams ise son birkaç yıldır inanılmaz bir üretkenlik içerisinde ve kendisi de muhtemelen bundan yıllar sonra dönülüp dönülüp izlenecek oyunculardan birisi. Ama filmin esas kilit performansı kesinlikle Scarlett Johansson'ın. Kendisinin yer aldığı bir şeyi izlemek/dinlemek ne kadar keyifli olsa dahi, Her'ü izlemeden önce Johansson'a övgülere denk geldiğimde hep şaşırmıştım ama yetenekli bir oyuncu olarak filmografisindeki en iyi performanslarından birisini filmde fiziki olarak hiç gözükmeden sergilemiş. Arcade Fire'ın film müziklerinin de neredeyse Samantha'nın sesi kadar bir etkiye sahip olması, filmin ilişkilere ve yaşama bakışındaki o belirsizleşmiş görünür-görünmez ayrımını aktarışa da başka bir boyut getirmiş ayrıca.

Her, yalnızca sinemaya özgü bir estetiklik taşımasıyla ondan ayrılabilen adeta bir Brautigan şiiri; ve Brautigan'ı uzaktan yakından anımsatan herhangi bir şey yaşamın bir noktasında var olmasıyla bana garip bir huzur veriyor. Çünkü arada olmanın filmi Her, ve arada var olmak insanin temel yaşama hali. Spike Jonze daha önce şaşırtıyor, kafa karıştırıyordu ama hep biraz havada kalan bir yanı vardı filmlerinin, fakat Her bambaşka gerçekten.

rooney mara.
sevgi, saygı ve o tarz duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses