26 Mart 2014 Çarşamba

Simon Killer


Beş yıllık sevgilisiyle ayrılmış olan yeni mezun Simon, yaşadığı kayıp hissini atlatmak için Paris'e gider. Fakat dilini iyi kötü bilse de yabancı olduğu bir ülkede geleceğe dair var olan beklentilerin yıkılması ve bir sevilenin kaybedilmiş olmasıyla iyice kaybolur. Simon'ın göz ve beyin arasındaki korelasyon üzerine çalışmış olması, kendisini bulunduğu ortamda görebilmesini ve buna göre konumlandırabilmesini sağlamıyor yani malesef. Zaten okulların insanları yaşamlarının sonraki bölümlerine hazırlaması yalnızca hayal kırıklığı üzerine kurulu bir varsayımlar bütünü değil mi? Kimse "belki ölmem" demiyor ama başka her şeyde her seferinde önceki izleri gözardı etmek için elimizden geleni yapıyoruz, bazen de sadece o izlere yapışıp mevcut yolu daha da göçertiyoruz. Bugün üzerine kurulduğumuz fikirlerin yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı ya da işlendiği dönem feylesofları boşuna bir dengelilikten bahsetmiyormuş demek, dengenin bile dengesini tutturamadığımızı hesaba katarsak bu yanlış algılamalar zincirini ne Simon'ın ne Noura'nın kırmasını bekleyebiliriz, tıpkı teknik detaylara eğilirken orada boğulup filmine çamur bulaştırmış ortak-senarist ve yönetmen Antonio Campos gibi.

Bir kara-film olarak algılanmış ve lanse edilmiş olması Simon Killer'ın biraz uzaktan-tutmalı nitelendirilmesi olduğunu düşünüyorum. Elbette belli farklılıklarıyla beraber bir neo-noir denilebilir film için, fakat bir kara filmin benim için en önemli özelliği seyirciyi hipnoz edebilme yeteneğidir. Yani hikayenin içerisinde labirent her köşesine kadar bilinirken dahi izleyiciyi kaybedip çıkararak devam etmesini bekliyorum ben bir noir'ın. Oysa Simon Killer'da kafamın suya batırılıp batırılıp çıkartılmasından çok doğrudan boğulmuş gibi hissettim. Campos'un filmdeki teknisyenliği, yaklaşımı estetik veya kendisine yakın bulmayan izleyicinin dahi inkar edemeyeceği bir ustalıkta fakat hikayeye hakimiyet ve filmin lafzından öte ruhsal anlatımına yönelik ciddi problemleri olduğunu düşünüyorum. Bu problemler sebebiyle de kendi adıma büyük övgüler dizmek istediğim halde söyleyeceklerim içime sinmiyor, çünkü mevcut yapısıyla film benim gözümde fazla gösterişçi kalıyor. Zaten övgü isteğim de burdan ileri geliyor, çünkü kendisini göstermeyi biliyor film, fakat ana karakter Simon gibi kendisini konumlandırma konusunda sorunlar yaşıyor. Bu çekincelerimle beraber izleme öncesi beklentilerimi de göz önüne alınca, karın açken tabağı doldurmanın yemek ortasında yaratacağı hissi anımsatan çiğ bir film Simon Killer, ilk doyma ve tatmin hissi tabak boyu süremiyor malesef.

afişe filmi izledikten sonra çok bakmayın, sonra durduk yere övme iştahınızı kabartıyor.
sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,  

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses