22 Ocak 2016 Cuma

Anomalisa


Charlie Kaufman'a tüm hayranlığıma rağmen her filmine ilk anda tereddütle yaklaştığım, daha doğrusu izlemeye başlamaya çekindiğim oluyor. Yüzleşmek istemediğim insani defolar ve derinlere itilmiş ya da bir biçimde umursanılmaması başarılmış hisler, güdüler ve düşüncelerin bir anda yüzeye çıktığı hikayelerinde kaybolmamak pek olası değil çünkü, ve ondan sonra da güne olduğu gibi geri dönüp devam edebilmek... Ama bu yoğunlaşmış olmasına rağmen hikayenin içerisinde ve onun etkisiyle odağı şaşmış sorgu sürecinin insanın insan olması için var olması gereken rahatsızlığını dürtmesi ötesinde bir de diğer boyutu var bu durumun: bir süre başka bir hikayeye kendini verememek. İşte Anomalisa da bekleneceği üzere Kaufman'ın filmografisine dair bu genel değerlendirmeye uygun düşen bir film; bu yüzden büyüleyici ve bu yüzden izlemesi değil ama hazmı duygusal açıdan güç. 

Orta yaşlı bir adamın yaşamının tekdüzeliğiyle yüz yüze gelişini anlatıyor Anomalisa. Film tanıtımı için sunulan plotun böyle olmasından da anlaşılacağı üzere derdini gizleme derdinde olmadığı gibi olayları da gerçekten önemseyen bir film değil Anomalisa, çünkü zaten gün içerisinde olayların nasıl örüldüğü ne kadar önem arz ediyor ki onu algılayan ve yorumlayan *yaşayan*a? Çünkü bir nokta geliyor ve fark ediyorsun ki rüyan aslında kabusun. İki yönlü çalışıyor bu: arzularının aslında içten içe endişelerin olması bir yönü. Diğer yanda ise gerçekliğini kabusa değişmek isteme durumun var. Çünkü orada tüm belirsizlik ve karmaşa içerisinde bile bir eylem planın olacak: kaçmak. Yani elinde somutlanmış ve telaşesi sebebiyle sorgulanmaya zamanı olmayan yansımalar var ve o zaman her şey net. Oysa kabustan kaçış uyanmanın ve gerçekliğin başladığı yer, aynı zamanda kabusa özlemin ayyuka çıktığı an. Zira burada bir açıklaması yok tüm bu karmaşa ve belirsizliğin, ama bir eylem planı da yok ve kaçıştan sonrası ürkütücü: yani tüm bu birbirini takip eden ve seni bir tepkiye zorlayan bütünün bir açıklamasının olmaması, tüm bu basitliğin derindeki bağları gerçek korkuların. Kabuslar bu yüzden çekici, uyanacak bir şey veriyor sana ve gerçekliğin anlamlanıyor. Bu yüzden temel insan hali beklemenin iki türü üzerine kurulu: endişe ve arzu. Bunlar birbirine karıştıkça kaybolan insan bunlar birbirinden uzak noktalara itildikçe dört nala takip ediyor o anda önünde bulduğunu, ve bu koşuşturmacada sürece odaklanamadığı için rahatlayamıyor. Oysa diğer yandan süreç de zaten sonuçtan bağımsız bir gerçeklik sunmuyor, yani koşuşturmacanın kendisi bir dikkat dağıtıcı olarak beliriyor günlerin içerisinde. Bu sebeple de sürecin her halükarda öğütücü etkisiyle karşılaşıyor günün içerisinde insan ve belki de yalnızca kabullenmesi gerekiyor bazen anlamsızlığı, kucaklamasa da.   

Anomalisa ağlamak isteyip de içine tıkanmanın ve ardından kabullenmenin filmi; sadece bu. Şarkıda var olan O, illa ete kemiğe bürünmüş bir O olmayabilir derdim Johnny Cash'ten "She Used to Love Me a Lot"ı dinledikçe, işte öyle bir şey. 

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses