10 Haziran 2014 Salı

Daire



Türkiye'de bürokrasinin simgesi olan devlet daireleri, bir döngü ve çıkmazlara yorulabilecek çeşitli anlamlara sahip ismiyle, ismi kendisine en çok yakışan filmlerden birisi Daire. Felsefe okumuş Feramus daha merkezde olmak üzere üç ana damardan birkaç farklı insanın yaşamını veya daha doğru ifadeyle yaşam diye kabul ettiğimiz çıkmazlarını konu ediniyor film. Feramus'un Çin bedduasını hatırlatarak söylediği gibi, geçiş döneminde yaşıyor olmalarıyla lanetlenmiş oldukları hissine gitgide kapılan karakterleriyle, her bir memnuniyetsizlik ifadesinin meçhul bir onlar'a atıf olduğu, ve dürüst olmak gerekirse -gerekmiyor- haklı olunduğu zamanı ilmek ilmek işlemiş yönetmen ve senarist Atıl İnaç. Genel itibariyle sıkışmış bir sinema izleyicisi olmasam da, hatta kendi ifademle tam bir sinema izleyicisi olsam ve Yusuf Atılgan'ın "sinemadan çıkmış insanı"nı gayet kaba biçimde "sinemayla-beslenen-insan"a çevirmiş olduğumu düşünsem de açıkçası filmografisinde Kolpaçino olan bir yönetmenden beklemeyeceğim bir film Daire. İnaç'a sözü getirmişken bunu bir çırpıda söyleyeyim de zihnimin bir tarafında asılı kalmasın istedim. Daire'ye beni çeken de zaten okuduğum şeylerden filme dair kalan ufak fragmanlar ve Fatih Al idi. Fakat ilk sahnesinden finaline kadar hayran olunası biçimde kotarılmış bir film Daire. Ekseriyetle beceriksizlik gösterisine dönüşmeye meyilli düşsel sekansların dahi gayet sırıtmadan perdeye yansımış olması kendi adıma filme dair şaşırtıcı bulduğum ender şeylerden biriydi. Çünkü blogdan da anlaşılacağı üzere yerli filmlerle diğer ülke sinemaları kadar haşır neşir olmayan birisi olarak birçok film için yarım yamalaklığı kabul etmeye alışkınım birçok yerli seyirci gibi, fakat Daire'de yer yer aksadığı hissedilen oyuncu yönetimi ve açılış jeneriğinin kurguya kesik kesik yedirilmiş olmasının sırıtıklığına rağmen kabullenmek durumunda olduğum bir şey olmadı, çünkü film geri kalanıyla zaten oldukça etkileyici bir bütün oluşturuyor.


Filmin yapımcısının da belirttiği gibi son 10 yıllık süreçte politik atmosfer sebebiyle kendisini boğuluyor gibi hisseden insanların filmi Daire. Fakat buradan hareketle mekan kullanımına özellikle değinmek gerekiyor. Kendisini örümcek ağlarıyla örülmüş bir yapmacıklık içerisinde rahatsız hisseden Feramus'un hep-sonrası-için-plan-yapıp-ardından-bir-bira-açarak-o-sonra'nın-gelmesini-bekleyen-insan modelinden planı gerçekleştiren insan olmaya karar verdiği andan itibaren filme mekan olan Burhaniye, Ege kıyılarında Türkiye'nin sayfiye alanı haline gelmiş bir bölgedeki ufak bir ilçe. Körfez Havaalanı, çoğunluğu Ankara ve İstanbul'dan gelen yazlıkçıların önünden geçerken "ulan bu kadar yolu niye boşuna çekiyoruz?" diye dert yandıkları bir yer ve Daire'de gördüğümüz üzere içerisindeki personelse adeta kıyamet sonrası dünyada her şey yolundaymış gibi kendilerince ölmeyi bekleyen insanlar. Mevcut politik ortam içerisinde böyle bir sayfiye bölgesinin filme mekan olması, neredeyse televizyonun göründüğü her anda bas bas bağıran sabah programlarının açık olması kadar önemli bir simge filmin anlatımı için. Büyük şehir sakini hemen hemen herkesin bir kez aklından geçen bir-kasabaya-yerleşme hayalinin farklı bir yansıması olduğu kadar göçüş dönemini andıran bir geçiş döneminde insanların çoğunlukla sergiledikleri duruşa dair bir imgesi var çünkü. Feramus'un babası "iyi insanlar zayıftır, korkaklar güçlü" diye bir niteleme yaparken farkında olarak ya da olmadan buna bir değinme mi var tartışılır, ama öncesinde Feramus'un çözmüş olduğu durumda ifade ettiği bir-şeylere-sıkıca-tutunmaya-çalışan-herkes mevzu bahis olmalı bence. Çünkü her ne kadar benim de ilk başta söylediğim gibi yalnızca birkaç insanın hikayesi gibi görünüyor olsa da, Çoğunluk ve Tepenin Ardı gibi son dönem güçlü yerli filmlerde görülen yerinde gözlem ve göreceli doğru teşhisler içeren incelikli politik dili ile bir kitlenin filmi Daire. Ama işin garibi kitle gibi bir topluluk ismiyle ifade edilenler aslında rendeden geçirilmiş gibiler ve birbirlerini aramıyorlar, birbirlerine ihtiyaçları yok çünkü onları en başta bir arada tutan şey yok olmaya yüz tutmuş, varlığı kokuşmuş. Bunların sinemasal ifadesi bu kadar estetik yapabildiği için Daire'nin kişiselliği içerisinde yakalanan politikliğini çok değerli buluyorum ben. 


Daire tüm eksikleriyle beraber etkileyici bir film, öyle ki; eksiklerinin üzerinden geçmeye ilk anda seyirci olarak lüzum hissetmediğim kadar etkileyici. Bir başkasının yaşama çeşni olmanın ötesinde hep diğerini yarattığı gerçeğiyle, ismine de yansıdığı şekilde ölümün son olmadığının filmi. Belki de son olmadığı için bu kadar yorgunluk var, ve belki kimi birahanelerde ter parası için yapılan şovlarla ardından yakılan sigaralar arasındaki kontrast farkı günlerimizi oluşturuyor.   

david darling'in hakettiği biçimde kullanılan melodileri gibi filmler dilerim,
sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;, 

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses