28 Ocak 2013 Pazartesi

I Hired a Contract Killer


Yaşamın kaçmak üzerine olduğunu düşünüyorum gün geçtikçe. Kaçacak kadar bir yükü yoksa da, kaçamayacak kadar bir yükü varsa da sonla ilgili problemleri oluyor bireyin. Benzer tezatlıkla, insan ilişkilerinden bir şekilde uzaklaşmış olanın genelde yabani ve bencil olduğu düşünülüyor ama bence kaçırılan nokta insan ilişkilerinin zaten bireyin belli çıkarlarından ötürü beliriyor olduğu. Yani yardım kampanyaları sadece muhtaç olan insanların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için mi yapılıyor, yoksa o kampanyaya katkıda bulunan insanların eylemleri konusunda kendilerini iyi hissetmesi ve egoları mı o ulvi amaçtan daha fazla etkiye sahip oluyor, düşünmek lazım.

Yaşam-ı/-a hali hazırda kırılgan olan Henri'nin 15 yıldır çalıştığı işinden çıkartılması kendisini intihar etmeye ikna eder. Fakat Henri girişimlerini sonuca ulaştıramayınca bir kiralık katil tutmaya karar verir, ve o büyük gün geldiğindeyse sonu bilmenin getirdiği cesaretle Margaret'le tanışır; artık ölmek istemiyordur. Henri'nin yaşama tutunduğu ve ondan koptuğu anlarda içinde bulunduğu yakınsadığım durumlar, yaşam ve karakterlerin kayıtsız soğukluğu ama daha önemlisi Fransız aksanıyla İngiltere'de yaşayan Henri'nin yabancı sözcüğünü tekrar düşündürten yapısıyla -pratikteki tarzıyla bir türlü barışamadığım- yönetmen Aki Kaurismäki'nin en beğendiğim filmi oldu I Hired a Killer.

Aki Kaurismäki, Jim Jarmusch sevgimle tanıştığım bir yönetmen. Önce Ariel filmini izlemiş ve beğenmiştim ama üzerinden çokça geçmesine rağmen Le Havre'nin festivallerde gösterimine kadar başka filmini izlememiştim kendisinin. Sonrasında Drifting Clouds ve Hamlet Goes Business filmlerini izlerken kendime de yaptığım baskıdan ötürü az daha zona olacak seviyeye geldiğim için iki filmi de istemeyerek yarıda bıraktım. Yani kağıt üzerinde oldukça çekici olmasına ve Jarmusch'un tarzıyla da benzerlik göstermesine rağmen Kaurismäki'de filmin ruhunu oluşturan değil, ruhunu yokeden, filmografisinde her zaman aynı şekilde dengelenmeyen bir şeyler var, en azından benim deneyimim bu yönde. Mesela Robert Bresson'un sinemanın bir eksiltme sanatı olduğu yönündeki anlayışına denk düşen ve bunu da iyi uygulayan bir yapısı var filmlerinin, özellikle de Hamlet Goes Business'ın açılış sekansı buna örnek olabilir, fakat bu eksiltmeler ne kadar iyi yapılmış olsa da geriye kalanlar izlemesi ızdıraba dönüşen bir bütün oluşturuyor. Bu noktada kendisinin gayet oturmuş, belirgin ve seveni olan bir tarzı var, fakat şahsi fikrim bu tarzın olumlu işleyişi bir süreklilik teşkil etmiyor, kimi zaman olumlu önyargılarla suyu çıkarılırcasına filmden "etkileyicilik" çıkartılmaya çalışılıyor. Çünkü sanıyorum ki I Hired a Contract Killer'ı diğer filmlerinden önce izleseydim, diğer izlediğim filmleri üzerine fikrim en sonunda yine muhtemelen aynı olacak olsa da, daha uzun süre dayanacak, belki filmleri sonuna kadar izleyecektim. 

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses