18 Kasım 2014 Salı

11.6


Amerikan stüdyo filmlerine dair ikide bir blogda dillendiriyor olduğum durumun kendi kuruntum olmadığını Avrupalı yapımcıları ve onların yeni girişimlerini gördükçe fark ediyorum. Zira sinema sektöründe gayet görünür biçimde ortada duran bir boşluk var ve Amerikan stüdyoları bunu doldurmadıkça, veya diğer bir ifadeyle dolduramadıkça, Avrupalı yapımcılar daha fazla çerçeve içine girmeye başlayacak gibi gözüküyorlar. Nitekim geçtiğimiz bu yıl Luc Besson'ın şirketi EuropaCorp ile Amerikan Relativity'nin işbirliği anlaşması oldu, hem dağıtımcılığı hem de yeni projeleri kapsayan bu anlaşmaya göre önümüzdeki yıllarda ortak katkıda bulunulmuş 12 film göreceğiz. Tabii bu yıl sinema salonlarında gösterilmekten ziyade salonları satın almış havasında vizyondan çıkmak bilmeyen Lucy'nin Universal ile olan dağıtım anlaşması bu işbirliğinin öncesine denk geldiği için Besson'ın son filmini bu kapsamda düşünmemeli. Daha somut olan bu ortaklık doğrudan 11.6 ile ilgili değil elbette, fakat Avrupa'da seyirlik filmler yaratan insanların daha Avrupai bakış açısıyla, Amerikan stüdyolarının geçmiş büyük filmlerinin kalibresinde filmler yapma kabiliyetini artık yitirmesi veya sadece yaratamaması sebebiyle açılmış boşluğu doldurma çabasının iyi bir göstergesi. Çoğunlukla Amerikan sinemasına yönelik temelsiz/ezberlenmiş yergiler duyuluyor olsa da, Amerikan filmleriyle büyüyüp o filmleri özleyen sinefil bir kitle de var; ancak tabii soru: o zamanlarda yaratılan filmlere uygun bir ortam şimdi var mı?

11.6'nın dağıtımcılarından Wild Bunch'ın da benzer girişimleri olmasının ötesinde, Fransa'nın en büyük soygunlarından birisini hiç silah kullanmadan gerçekleştiren Toni Musulin'in gerçek hikayesini anlatan film, klasik anlatım tarzıyla yukarıdaki bahse sebep oluyor. -Başroldeki François Cluzet'nin üç yıl önceki itici filmi Intouchables da benzer bir çabanın göstergelerinden bu arada, ki kendisinin yer aldığı daha birçok filmi böyle kabul edebiliriz- Sektöre dair bu çabanın haricinde de şahsıma elektronik altyapılı müziği sevdirmiş Chromatics ve Connan Mockasin gibi grup ve müzisyenlerin melodileriyle bezenmiş olmasına denk düşer biçimde tam anlamıyla zamanımızın filmi 11.6. Musulin'in, Robin Hood olmadığını söylediği kendi cümlesinin de gösterdiği üzere, en haklı fiilin bile kazanmak veya kaybetmek fiillerine kademeli olarak dönüştüğü kısırdöngü zamanlar çünkü bunlar ve Musilin'in bir karakter olarak kuruluşunda ihtiyaç veya imkansızlık rastlanması gereken sözcükler değiller.

Filmin gerçekle olan bağlantısını kopararak bakınca; 11.6, motivasyonu belirsiz, yaşamını boyalı imajların doldurduğu ve ezberine fazla güvenen karakterlerle bezeli bir film. Etrafında dolandığı suç sebebiyle doğal bir heyecan taşıdığını söylemek mümkün filmin. Söz konusu olaya tekil olarak bakışı, soygunu, hazırlık süreçleri ve karakteriyle beraber aynı çerçeveye alışı da şahsen bir suç filminden bekleyeceğim hususlardan. Fakat Chromactics'in In the City'sini filmde duymak güzel olsa da şarkının görsellik kazanmış hali beklenen etkiyi yaratmakta aciz kalıyor: boşluğu doldurmak, bireyin zamanın içinde serbest hareket halinde olduğu boşluğu suç arka planıyla göstermek, boşluğa düşmeden pek zor olsa gerek, fakat 11.6 bunun dahi hakkını gerektiği ölçüde veremiyor.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses