28 Aralık 2013 Cumartesi

Fruitvale Station


Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor; Fruitvale Station çeşitli kurmaca sahnelerle örülü bir film olmasından öte Oscar Grant'ın Oakland polisi tarafından öldürülmesini konu ediniyor ve aslında filme değerini de bu katıyor. Aynı zamanda birçok eyleme de sebep olan olayı kısaca özetlemek gerekirse; 2009'un ilk saatlerinde tren istasyonundaki ufak bir kavgadan sonra istasyonda görevli polisler geride kalan siyahilere "müdahale ederken" aşırı güç uyguluyor ve dolayısıyla olayın muhattapları tarafından tepki alıyor. Bunun üzerine zaten duvarın dibine çekip oturtmuş oldukları insanları gözaltına almaya çalışırken de buna direnen Grant'ı bir memur sırtından bastırarak yere yatırıyor. Hali hazırda yüzüstü yere yapıştırıldığı ve sırtından üzerine bastırıldığı yani normlara göre "etkisiz hale getirilmiş" olmasına rağmen Johannes Mehserle isimli diğer bir polis silahını çekip Grant'i vuruyor. Öncelikle birinci dereceden cinayetle yargılanan Mehserle, daha sonra elektroşok tabancası ile silahını karıştırdığını söylemesiyle tamamen beyaz bir jüri tarafından taksirle öldürmeden yani istemeden ölüme sebebiyet vermeden suçlu bulunup 2 yıl hapis cezası alıyor ve 11 aydan sonra cezaevinden çıkıyor.

Artık demokrasiden çok plütokrasiden söz edebileceğimiz zamanlar olduğu için Grant örneğinde olduğu gibi ailenin tazminat almasını yeterli gören hatta adalet istemiyle protestolar devam ettikçe ödenen tazminattan bahseden zihniyetler olması olası. Mesela Forbes dergisi de filmde kurmaca olan köpek sahnesine ve Grant'ın düşük ölçekli bir suçlu olmasının üzerine gidilmemesine takmış. Yani "Grant bölgedeki en kötü adam bile olsa elbette bu şekilde ölmemeliydi ve filmin her insan yaşamının özel olduğu vurgusu güzel" diye belirtiyor Kyle Smith fakat filmin Oscar beklentisiyle seyircinin sempatisine oynadığını söylerek filme karşı saldırgan bir tavır alıyor. Bir de Mehserle'ün zaten mahkeme tarafından verilen cezayı çektiğini ekliyor ve "o sabah bugün bir siyahi öldüreceğim diye uyanan ırkçı bir polis olsa bile bunu o kadar insanın gözü önünde mi yapar" şeklinde spekülatif bir soru soruyor. Ama film dışı bu ögelerle filmi eleştirip tüm bunları belirtirken, Mehserle'ün elektroşok tabancası ile silahının belinin iki farklı tarafında bulunduğu gerçeğinin mahkemede dile getirildiğini atlıyor. Öncelikle tekrar tekrar belirtmeli ki bu bir belgesel değil, fakat daha önemlisi gerçek üzerine kurulu bir film olarak hikayesinin dramatik ağırlığını da kurmaca birkaç bölüm üzerinden yürütmüyor; filmin neredeyse tüm ağırlığını zaten üzerine kurulduğu gerçek olayın yaşandığı ve video kayıtlarından da olayın bizzat kendisinin görüleceği final bölümü oluşturuyor. Oscar hevesiyle yapılan pazarlamadan rahatsızsa Smith bunu anlarım, ama bunun hedefi film değil agresif pazarlama politikalarıyla ünlü yapımcı Harvey Weinstein'dır, ki Smith zaten bu konunun üzerinde pek durmuyor.  


Eğer filmin kendisine dönersek; filmin finalindeki hastane sekansı bence gereksiz, yani istasyondan çıkan ambulans sonrası ekranın kararması bence anlatıyı çok daha kuvvetli kılardı ama melodram efektli hastane sahneleri rahatsız edici olmasa da anlatıyı sündürdü. Bunun ötesinde henüz ilk uzun metrajında böyle bir yükün altına giren Ryan Coogler, adalet arayışı sonuçlanmamış bir hikayenin arkasında ve biraz da ona dayanarak önemli bir film çıkarmış. Senenin iyilerinden, ama duygusal yönü ve gerçeklikteki öfke sebebiyle filmi abartmamalı.

Adalet arayışı yaşadığımız yer dolayısıyla yabancı olunan bir tamlama değil ama düşününce mesela böyle bir olayda adalet sonradan gelir mi? Yani Mehserle daha çok ceza almalı belki de ama kalan ömrünü cezaevinde geçirse dahi bu olay çözülmüş mü olacak? Cezaevlerinin amaç ve işlevleriyle suç diye tanımlanan eylemlere karşılık çözüm getirip getiremeyeceklerini bir yana bırakırsak; bu olayda bireysel suçlular mevcut durumdaki "ideal cezaları" almalılar evet, ama öyle olsa bile her şey çözümlenmiş olmayacak. İşte bence tüm hikayenin asıl etkileyiciliği burada, çünkü tekil olduğu kadar pek çok farklı noktayı ve soruyu göz önüne serebildiği için Oscar Grant'ın öldürülmesine odaklanan bir film önemli. Peki ama yaşadığımız ülkede tek tek isim hatırlatmak mümkün müdür?

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses