26 Mayıs 2011 Perşembe

Sayıkladıkça Susmak

Mesela, diyorum. Çünkü mesellerle geldiğimiz şu zamanda her şey birbirini yanlışlıyor. Dünya avuçlarımızın içinde diyorlardı, duyuyordum. Anlamamıştım ilk duyduğumda ve anladığımdaysa çok geçmişti sanırım. Lahzalar geliyor mu aklına, demek istiyorum. Yani bahsettiğim küçük bir anın kendisinden çok o anda hissedilmiş olanlar. Hayır, aslında söylemiştim ben bunu, sadece cevap alamamıştım. Yani demek istediklerim yönlendirmiyor sohbeti, gelmeyen cevaplar uzatıyor sadece. Bir melodi devam ediyor her zaman ritmine, alışılmış veya alışılmamış olması sadece ona eşlik edilebilmesini değiştiriyor. Tabi ona eşlik edebilmek ise hiçbir şeyi değiştirmiyor o akıp giderken. Bir şeyler söylemek istiyorum ben, farketmişsinizdir. Çünkü Nâzım'ın benim yaşımda yazdığını ben okuyordum içimden Nâzım'ın yazdığı yaşta. Kontrol isteği değil ama bu, onu zaten onyıllar önce kaybetmiş insanoğlu. Yani insanoğlu diyorum çünkü kontrol, o klişe bilim kurgulardaki gibi, robotlaşmışların elinde. Onlar farklı mevzular tabi, amaç dertleşmek miydi bunları yazarken, inanın hatırlamıyorum. Bir an, melodiyle beraber akla düşen bir şey; her şeyi başlatan işte o. İlk cümle geliyor ama devamında söylenmek istenen sıradan. Nedendi yine şimdi anlıyorum, geç algılara sahip tarihin ortanca çocuğuyum çünkü. Hiçbir şey gece kadar rahatsız etmiyor, çünkü karanlık tarafta hiçbir şey eskisi gibi değil. Hem nasıl olsun ki, değil mi? Eskisi diye kastettiğim zamandan önce de eskisi gibi değildi zaten. Ama hatırlıyorum, bir lanet olsun nasıl giderdi buraya, ah ama elimde değil. Başından beri sürünen cümlelere bir hareketlilik katardı belki, hani filmlerdeki gibi. Ayılırdık belki bir anda, bu yorgun rüyadan. Hem kim inandırdı ki seni rüyaların hep arzulanan olduğuna, o pazarlamacıların suçuydu her şey. Evet, kesinlikle onlar. Hem biz o büyük şirketlerin bildiğimiz günahlarını da telefonda ulaşabildiğimiz ilk insandan çıkarmıyor muyuz zaten, bırak pazarlamacılar biraz daha yansın. Her neyse, uzattım her şeyi, hatırlamak dahil. Bir şarkı söyle de havamızı bulalım derdim ama her şeyi buraya getiren birkaç şarkıydı, her şeyi hatırlarken bunu unutma. Bunları gerçekten okuyacak mısınız ayrıca? Ciddiyim dostlar, bir yaşam edinin! Şimdi durun ve ne yaptığınızı düşünün. Benim kim olduğumu, ne yapıp ne ettiğimi bilseniz dahi, bu beni tanıdığınız anlamına gelmiyor ki. Her seri katilin kurbanlarından önce sevimli komşuları var, unutmayın bunları. Örnek verdim sadece, zihnime dair psikolojik yargılara da varmayın. Yani tanımadığınız bir insanın sıkışmışlığını, sayıklamalarını okumak? Evet, yaptığınız bu; evet, yaptığımız bu. Demiştim ya, zamanın bir gün işe yarar umuduyla bir köşede beklettiği nesneleriyiz.

Ah uyku, gecenin güzel olduğu zamanlar. Çağrışımlar ve hatırlananlar- demişim ve burada kesmişim notları. O an demek ki o kadar güçlü şeyler uyandırmış bende bunlar, şimdi devam edilemeyen sözcük toplulukları olarak orada dursalar da garip değil aslında hatırladıkça. Çünkü artık biliniyor, şarkıların sırası bizde değil.

fotoğraflar, rodney smith.
sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses