7 Mayıs 2011 Cumartesi

Everything Must Go

Bilmiyorum. Sürekli kendi kendime ortaya attığım ihtimalli cümlelerin hepsine aynı cevabı veriyorum. Olabilir, her şey olur değil, her şey olabilir. Biraz daha reklamsı geliyor değil mi kulağa. Sanki "olur" dersem her şey kesinleşmiştir fakat "olabilir" dediğimde "olmama"yla beraber birçok ihtimal dahildir duruma, yani bir beklenti oluşturur, "acaba" dedirtir, işte bu sayede belki bir şeylere tutunulur, bir şeyler beklenir.

Yaşadığım, içinde bulunduğum anı, dışarıdan bir filmmişçesine ilk kez görebildiğim zaman, mutluluğun tanımını yapamaz olmuştum, öylece kalmıştım. Daha önce öyle bir şey yaşadığımı hatırlamıyordum çünkü, benim için yaşamın doruk noktası oydu. Her zaman bir anı sanki bir filmiş gibi görmeye çalıştım ondan sonra, ama elbette kendiliğinden gelişmeden olunca hep izlenmeyen filmler oluşturdum zorlayarak. Aslında şaşılacak bir durum değildi bu, olmamalıydı en azından. Çünkü hep "gibi"ydik sahisi olmayı umut ederek geçen zamanda, gibi yaşadık hep ya da yaşadık gibi. İhtimallerin varlığıyla nefes aldık, çünkü nefes almama ihtimalimiz de vardı. Hep bir denklem gibi gördük yani yaşamı, her şeyi bilinmeyenleri ilişkilendirerek çözmeye çalıştık, çünkü çok akılcı gibiydik.


Sinema'yla tanıştığım ilk günden beri film başlamadan önce görünen o yapımcı şirketlerin animasyonlarını izlediğimde heyecanlandığım gibi yaşadığım çok fazla an olmuştur belki ama hiçbir zaman o film öncesinde hissettiğim şeyleri hissetmedim mesela. Hataydı büyük ihtimalle, tüm her şeyi o anlarla kıyaslamam ama kıyas götürmez gerçekler yoktu yaşamda, çünkü gerçeğin bizzat kendisi kıyas etmek üzerine kuruluydu.

Sokakta yürürken bir anda sokaktaki herkesin kollarını zombiler gibi öne uzatıp ardından dalgalandırarak havaya doğru kaldırıp müzik eşliğinde dans ettiklerini düşünerek gülümsüyorum ben. Daha önce duymadığım dillerde şarkılar söylemek eskisi kadar eğlenceli değil çünkü.


Sadece kayıtlarda bulunması açısından, bugün hava ne kurşun gibi ağır ve de altında uzanılabilinecek bir tatil havası, bugün hava rutine dayalı, süslediğimiz her gün gibi. Kendisinden bahsedilemeyecek kadar sıradan hatta, çünkü artık biliyorum eskiden savaşlar olurken, tüm dünya can çekişirken insanların günlük yaşamlarında ne yaptıklarını, çünkü her gün gözlemliyorum kendimi ve görebildiğim herkesi, artık daha iyi anlıyorum. Ama bilmiyorum, yalnızca buradayım.

fotoğraflar, rodney smith.
başlık, everything must go, manic street preachers.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses