22 Ekim 2011 Cumartesi

Göğe Bakma Durağı* ve Varışsızlar Sokağı


Cümlelerin belki ihtimalini barındırıp gece kalkan otobüslerdeki sessizlikle son bulduğu zamanlar vardır. Bazı satırlar ortadadır, bazılarının birkaç yönelimi vardır ama genelde birçok satır bir yönedir, en azından bu blogda öyledir. Bu satırları da; kim ne anlam yüklerse yüklesin insana, insanın sonuçta çaresiz bir varlık olduğu o anlar karalatır. Kendinlesindir sadece bir noktada elbette, ama vardır bir O. Gelmez elinden bir şey ne onun için ne kendin için. Her hikayenin vardır elbette iki tarafı ve bazen o kadar uzun zamandır hissediyorsundur ki bir şeyi artık sen olmuştur o. Şarkılar söyler, ölümdür tek başına yaşanan aşk iki kişiliktir, diye. Şairlerin satırları belki anlatır hissettiklerini veya yakınını çünkü bu hikaye öyle bir hikayedir ki aynı olmasa dahi vardır çok benzerleri. Fakat kendin anlatamazsın; nefes alıp vermenin bir durma biçimi olduğu zamanlardasındır ve tanımlar yetersizdir, belki de gereksiz.



Özlerim ben de bazen; ama bazenler yaşamın kendisidir çoğu zaman ne yaşadığını ve nerde olduğunu bilmeyen için. Belki sadece ben hatırlamıyorumdur o bir anı, bir gözü, bir sözü veya bir eli. Ama belki bazene üstün gelir, bir yarış olmasa dahi. Söylemek kolaydır çoğu zaman ama atfedilmiş zamanların ağırlığı vardır. Cümleler kurulur satırlar tasarlanır ve hepsi içerde kalır, bir teşekkür şarkısı dinlenir belki, eski zamanlardan çınlayan bir ses. Ama olmaz anlamı, geçirdiğin en güzel zamanlar için gelen teşekkürde. Beatles'ın sanki tüm şarkılarını benim için yazmış olduğunu sandığım zamanlar hatırlanır, ve tekrarlanır bir kez daha Hüsnü Arkan'ın sözleri: Bırak yıkasın içimizi geçmiş. Sözler, cümleler kalır böyle geride; insanın dayanabileceği tek bir şey yoktur çünkü her şeye ve herkese rağmen tektir, yalnızdır.



Brun söylerken eşlik edilir, ne yaptığını bilmeden tümüyle yağmur olup yağılan zamanlar denilir, düşünülür, üzülünür belki bir gitarla şarkısını söyleyen o adamın yerinde olmak istenir, o yaylıya her şeyi söyleten adamın yerinde belki de. Çünkü söylenmemiştir birçok şey, bekler duru bir yerlerde gelmeyecek olan zamanını, her şey hiçbir şey söylenmeden söylenmiş gibidir, dedim ya cümleler belki halindedir.



Sözcükleri istemek boşuna şu anda, farkındayım. O güzel adamın müziğin içinde kaybolan başka bir dildeki sesiyle sesiyle kal, sonra gidebilirsin, bekle demek geç olmasından öte anlamsızdır artık. Birçok şey belki halinde gelse de yoktur aslında. Can Baba'nın o dizelerini Arkan'ın o duru sesine eşlik etmeye çalışarak; dargın mıyız, dargın mıyız, dargın mıyız yoksa, dargın mıyız diye sayıklamanın bir anlamı yoktur böyle durumlarda; ancak izlenir bir film, Bizim Büyük Çaresizliğimiz ismi tekrarlanıp onun üstüne karalandığı gibi tekrarlanılır; "Yaşanılanları beraberce değil de, bir yaz günü tek başına oturmuş aldırmaz görünüp bir yandan da çevresini izleyerek birasını yudumlayan adamın portresini anımsatırcasına, kendi kendime hatırlayıp düşünmem ve bunun nedenlerinin etkileriyle söylüyor olabilirim her şeyi ama biliyorsunuz, bu, hatırlanılanların varlığını ve etkisini değiştirmiyor. Yani var olan, hissedilen bir an sonuçta; bir söz, bir tavır, bir göz, bir el, doğru tanım olmasa da ilk anda akla gelen herhangi bir şey ve bununla oluşmuş o bir an. Tüm yaşam bu, sadece." ve nefes rutinine devam edilir; hiçbir şey geçmemiştir veya bitmemiştir ama bazı şeyler ne kadar derinden olsa ve acıtsa da kabullenilir. Yaşam bazen sadece bir kabullenme biçimidir, ve tek başına kadeh kaldırıp sonraysa öylece nefes alıp durma.



*
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Suların ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlar
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

*Turgut Uyar


göğe bakma durağı, turgut uyar, büyük saat, yapı kredi yayınları, s. 133.
fotoğraflar, rodney smith.

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses