16 Ekim 2011 Pazar

Bir Zamanlar Anadolu'da


İnsan nereye gitse aynı yerle karşılaşıyor; aynı yollar, aynı tepeler hatta aynı çeşmeler. Toprak aynı ama üzerindeki merak değişiyor. Gerçek seviliyor bazen en derini ve aslı gibi görünüyor çünkü sebepler sonuçların yanında, belki zamanla belki farkla bazen de her şey olduğu gibi kalıyor hiçbir şeyin nedeni yokmuş gibi, sanki her şey hiçbir şeyden çıkmış ve iç içe geçmiş gibi. En yabancı görünen o yüzden kanlanıyor belki en sonunda, o zamana kadar herkes konuşuyordu çünkü ve susan artık zamanı geçmiş diye düşünüyor, dönüş yok.

Bir elmanın ağaçtan düşüp gittiği gibi yuvarlanıyor yaşamlar, hâl hatır soruları yıllardır cevaplanırken akla öyle gelmese de. Öncekilerin yanına yerleşiyor, ölülerin dirilerden daha değerli olduğu yerlerde ve ölmeye yatıyor. İnsan önce düşününce inanamıyor, kendince reddediyor zihnindeki şüpheleri tamamen ayaklandırmamak için ama günü geliyor tüm yaralar daha da belirginleşirken yüzüne vuruyor insanın. Varolmak ve onun sorgusu bir yana, tasasıyla yaşıyor insan ve gördüğü bile değil olmasını umduğu ve kendini yormayan gerçeklik oluyor.


Film boyunca birileri işlerini bitirip bir başkasına devrederken görevleri, filmin sonunda da okul bahçesinin yanında annesiyle yürüyen çocuk bahçedeki çocukların dışarı kaçan topunu büyük bir hevesle geri atıyor onlara ve adeta yönetmen de artık sizin evreniz başlıyor diyor izleyiciye. Muazzam bir fotoğrafçı olan Nuri Bilge Ceylan'ın sinema tarzından pek hoşlanmıyor olsam da Bir Zamanlar Anadolu'da -veya uluslararası ismiyle Once Upon A Time in Anatolia- bir an bile sıkmayan, hiçbir şeyi fazla olmayan, içinde bulunduğum ülke gerçeğini son yıllarda en iyi anlatan iki filmden birisi ("Çoğunluk") ve Ceylan'ın filmografisindeki diğer filmlerden farklı, mizah unsurlarıyla bezeli güzel bir film.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses