26 Ocak 2009 Pazartesi

Burn After Reading



Amerikan film eleştirmeni Emanuel Levy, "Coen'ler, sinema hakkında oldukça fazla şey, gerçek yaşam hakkında ise oldukça az şey bilen zeki yönetmenlerdir." diyor. Tabi ki Coen'leri ve sinemalarını sadece böyle bir sözle açıklamak mümkün değil. Belki de onları açıklamak mümkün değil. Aslında son filmleri Burn After Reading de biraz buna benziyor diyebilirim. Yani karmaşık bir basitliği ele alıyor; her şey o kadar basit ki, zaten bu nedenle her şey bu kadar çok karışıyor.

Coen'ler için hep başka bir dünyadan geldikleri söylenir. Ama bence onlar tamamen bu dünyanın ürünleri. Bu dünyada kendilerini keşfedip, yeraltılarına değer verip bunu sinemayla açığa vurabilen insanlar onlar. Evet, farklılar. Ve öyle olmak zorundalarda ama dedim ya, onlar tamamen bu dünyanın ürünleri. Geçen yıl Oscar törenlerinde ödül aldıklarında, tam hatırlamasamda konuşmalarını, kendi oyun bahçelerindeki kum havuzlarında oynamalarına izin veren herkese teşekkür etmişlerdi. Yani aslında ortada pek öyle saklama, gizem yaratma durumu yok. Ne olduğunu onlarda açıkça söylüyorlar, ve bu açıklık farklı bir şey yaratıyor, insanlarda bunu gizem olarak algılıyor.

Filmimiz bir jimnastik salonunun soyunma odasında bulunan bir CD'deki bilgiler üzerinden yürümeye başlıyor. Daha sonrası zaten bildiğimiz Coen zekası :)


john malkovich biraz kestiriyor:)

Filmimiz klasik Coen filmlerinden biraz farklı gibi gözüküyor. Tabi sadece tek bir açıdan, Coen filmlerinde genellikle mekan çekimlerinin üzerine yapılmış bir konuşmayla giriş yapılır. Burn After Reading'de ise yine güzel bir giriş yapılmasına karşın bu durum değişmiş.


"dibim gelmiş daha boyatamadım çekimler yüzünden saçlarımdaki beyazları çekme bak, tamam mı?"

Eğlencelik bir film gibi görünebilir göze, fakat bir Coen filminin tüm derinliklerini barındırıyor. Oldukça farklı yorumlar yapılıp, farklı çıkarımlara gidilebilecek birçok farklı öğe var filmde. Tabi hiçbir yorum yapmadan, sadece izlemek de bir seçenek. Ben her filmde yaptığım gibi bunda da ilk seçeneği tercih ederek, birçok farklı çıkarımlarla izledim filmimizi. Fakat sorun şu ki; bu çıkarımlarım, yorumlarım oldukça soyut şeyler. Yani yazıda kendisine karşılık bulamayacak şeyler, ne zaman bir Coen filmi izlesem hep aynı his uyanır bende, bir ağırlıkla birlikte garip bir neşe gelir. Tarifi ölçeklere olmayan, hani kafaya göre yapıldığı anda ölçeklenerek oluşan bir yemek gibi.


george clooney'den ajanlık dersleri verilir.

Hayalgücü yüksek yeraltını, yeryüzüyle buluşturabilmenin o farkedilmez gibi görünen rahatsızlık vericiliği ve aslında çok iyi farkedilen verdiği mutluluk oldukça net olmasa sisli bir biçimde görünüyor filmde.

Coen'lerin şimdiye kadarki tüm filmlerinde oynayan bütün başrol oyuncuları benim oldukça sevdiğim kişiler. Burn After Reading'de de aynı şey geçerli. Fakat söylemeden geçemeyeceğim; Brad Pitt sürekli olarak popülerleştirilerek biraz yok edilen, değersizleştirilen bir insan fikrimce. Evet, bende kendisinin her konuda büyük bir hayranıyım, ama devamlı yakışıklılığı ve vs vs durumları insanların gözlerine sokularak oyunculuğu gözardına itiliyor. Tabi bu benim fikrim, katılır mısınız bilmem.


"acaba nasıl bakarsam sadece yakışıklı olmadığımı anlarlar?"

Filmin son sahnesindeki diyalog, sanki filmde olanlardan çok, sadece film hakkındaymış gibi geliyor kulaklara. Ve sanki Coen'ler kendilerini kolay kolay anlayamacak insanlara da bir öneri sunuyor bu diyalogda. Filmi aslında -dalga geçerek veya geçmeyerek- en iyi anlatan o bahsettiğim diyalogu hemen aşağıdan okuyabilirsiniz :)

-Ne öğrendik Palmer?
-Bilmiyorum efendim.
-Ben de bilmiyorum.

-Bir daha yapmamayı öğrendik sanırım.
-Evet efendim.

-Ne yaptığımızı bir bilseydim keşke.

-Evet efendim, söylemesi zor.

-Lanet olsun.


Eğer daha önce bir Coen filmi izlemediyseniz, size mantıksız gelebilecek bir film. Ama bir yerden başlamak gerek değil mi? :)

Eğer daha önce bir Coen filmi izlediyseniz, ve Coen'leri sevmiyorsanız, bu filmede hiç ilişmeyin. Zaten filmi gördüğünüz anda yazıyı okumayı bırakmışsınızdır bile :)

Eğer daha önce bir Coen filmi izlediyseniz, ve Coen'leri çok seviyorsanız, bu filmi de zaten çoktan izlemişsinizdir, ve bu yazıyı da sizin dışınızdaki bir Coen'ler hayranın bu film hakkındaki yorumlarını merak ettiğiniz için okuyorsunuzdur. :)


bir dahaki filmlere yamuk bakışımızda görüşmek üzere,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses