20 Ocak 2017 Cuma

Moonlight


Aylar sonra "bir film neden sevilir?" sorusuyla başlamak sanki biraz absürt kaçabilir, ama birbirimize yöneltene kadar böyle bir sıfatı çoğunu zaten gün içerisinde tecrübe ediyoruz değil mi ne zamandır? Filmden bağlamının dışında ama ona atıfla bahsetmeye başlayınca kendi dünyamızda, Moonlight'ın kendi yerelliği belirgin oluyor olmasına fakat diğer yandan bireyin ne kadar *ayrık* olsa da -veya tam da bu yüzden- o çevresel kitlece üzerinde belirleyici etkinin göründüğü, yani o *aynılığın* bir bakıma ufak bir parçası olunduğu -ve daha da ileri gidersek artık bir *ürün*e dönüştüğü de bireyin- sanki hafiften kendini gösteriyor. Çünkü ayrıksılıklar, söz konusu "bütünlük" içerisindeki konumu belirlerken *aynı*ların tutumu da bu ayrıksılıkların kişisel önem durumunu belirlemiş oluyor. Bu dengeyi hikaye içerisinde başarılı kuruyor Moonlight: bir kimlikle dışarıda kalarak büyüme hikayesinde, her büyümenin esasında olan ve muhtemelen bitmemesi de gereken ontolojik buhranın arka planında bir toplumsal portre var oluyor. Ne kadar açık olursa olsun, yerelinden olmayana çok da davetkar değil bu toplumsallık, zira anlamlandırmak deneyimlenen gerçekliğe oranla ancak anlatılan ve duyulanla olabiliyor. Fakat muhtemel ortaklıklar bireyin kendince hissettiği *aynı olmama* durumu üzerinden bakınca daha fazla bulunabiliyor, ve elbette kimlikle beraber gelen ama aslında bu sorgu için kimliğe de ihtiyaç olmayan bir maskülenite bahsi var. Bunlar bir filmden ya da tekil bir eserden cevap bulması beklenilmeyecek sorular ve bahisler elbette, ancak bir karaktere odaklanıp daha o karakteri gerçekten keşfetmekte zorlanan bir film bu tartışmalara yönelik bir şey diyemez. Demesi de gerekmez, fakat bir film odağına aldığı tartışma(lar) sebebiyle övülesi olabiliyorsa bu durumda hikayenin sinematik anlamda etkileyiciliği veya ötesinde bir şeyler sunuyor olması gerekiyor. Çünkü Moonlight, değerli bir iş yapıyor olsa da zamana oynayan ve meselenin ötesinde kalıcılığı tartışmaya açık bir film. 

Baştaki soruya dönersek, ödül sezonunda üzerine kampanya yapılan ve çokça övülen bir film olmasaydı sanki Moonlight'a şu andakinden çok daha olumlu bakabilirdim, zira çok şey söylemeden meselesini aktarabilen etkileyici bir görsel anlatımı var. Ama bu etkileyicilik yüzeyde kalan, biraz dinlendirince karakterin nasıl postere güzelce yansımış üç aşamayı canlandıran üç aktörün yüzlerinden ötesi olmadığı fark edilen bir etkileyicilik. Bu yüzden de Moonlight ile ilişkili olduğu kadar esasen uzun süredir övülen birçok film için sorulması gereken bir şey beliriyor: filmlerin kendileri mi yoksa ele aldıkları meselelerin kendileri mi övgüye değer oluyorlar? 

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses