11 Ağustos 2016 Perşembe

The Nice Guys


Kandinsky, sanat eserini oluşturan şeyin ruhsallık olduğundan bahsederken antik Yunan dönemine öykünen bir heykel sonraki dönemlerde -mesela bugünlerde- rahatlıkla yapılabilse de yakalayacağı form benzerliğinin o dönemin ruhunu taşıyamayacağını ve dolayısıyla ruhsuz bir eser olarak kalacağını söylüyor. Bu fikriyatın doğruluğunu gösteren sayısız örneğe tanık olmuş olsak da söz konusu '70'lere dair anlatılar olduğunda ortaya farklı bir durum çıkıyor benim için. Bunda döneme yönelik anlamsız diyebileceğimiz seviyedeki ilgi ve hayranlığım kadar aslında bu ilgi ve hayranlığın anlatılar içerisinde de anokronik olmasının payı var. Zira sonraki dönemlerde çekilmiş '70'lerde geçen filmlere baktığımızda, özellikle o 10 yıllık süreçten uzaklaştıkça genel bir abartılı anlatı görüyoruz. The Nice Guys ise bunun örneklerinden birisi.

Dönem filmlerinin başarılı olan bir kısmında da görüleceği üzere The Nice Guys aslında tam olarak iyi senaryoyla ortaya çıkmıyor. Yaratılan güçlü atmosfer, dönemsel atıflarla beslenen nostalji ve dönemin ruhu olarak kabul edilegelmiş ruhla beraber öylesine bir hikaye anlatıyor film. Gizem ögesinin tıpkı dönemin efsanevi dedektiflik filmlerinde kullanıldığı gibi kullanılması ve neo-noir esintileri de buna bir katkı sunuyor. Her ne kadar filmin ilk bölümü adeta vinyetlerin montajından oluşuyormuş gibi kurulmuş olsa da, tüm bu farklı bileşimler bir yamalı bohça değil bir bütün çıkartmayı başarıyor ortaya. Bu anlamda Shane Black'in Lethal Weapon'a bakarak görebileceğimiz eğlendirmeyi bilen senaryosu The Nice Guys'ta da filmi keyifli kılan zemin, fakat *eğlencelik bir '70'ler hikayesinin ötesi* kriteriyle bakılırsa senaryonun bir dedektiflik hikayesi olarak haddinden fazla açıkla dolu olduğu bir gerçek. Bu durumu kurtaran ve görmezden gelinmesini sağlayan şey ise Black'in pek de yabancı olmadığı "partner karakterler" yöntemi. 

Russell Crowe'un zirve yaptığı dönemlerin küçüklüğümde sinemaya farklı bir merak duymaya başladığım döneme gelmesiyle kendisiyle izleyici olarak kurduğum bağ özel olmuştur. Hani öyle bir auraya sahip ki Crowe'u kendisini gerçekten verdiği bir karakter içerisinde izlerken sıkıcı bir filmden bile zevk almam mümkün. Fakat The Nice Guys'taki gülmece becerisi doğrudan oyunculuk becerisinden ziyade bugune kadar başka karakterlerde gayet iyi işlemiş olan o "sert adam" havasına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. The Nice Guys'ta işte bu karizmayı farklı bir biçimde kullanıyor Crowe ve Gosling ile en az onun komedi zamanlaması konusundaki becerisi kadar şaşırtıcı biçimde iyi bir ikili oluşturuyorlar. Böylece ikili, senaryonun şiştiği de eksik kaldığı da yerleri ekran illüzyonuyla yok ediyor. 

The Nice Guys bir dedektiflik filmi değil, bir suç filmi de değil. Tam olarak tür filmi olduğu da bence söylenemez. Hatta işin doğrusu gayet zayıf bir anlatıya sahip, detayların klişelerle kotarıldığı bir bütün. Fakat tam anlamıyla bir '70'ler sineması nostaljisi ve iki karakterin uyumuyla da beraber tam bir "eğlencelik film". Yani adeta biranın yanına tuzlu fıstığın yokluğunda ancak sokulabilen patlamış mısır. 

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses