8 Mayıs 2012 Salı

Elveda Seyfi Teoman.


Barış Bıçakçı'nn yarattığı karakterlerle o hüznü sinemada yaşatmasıyla tanıdım ben Seyfi Teoman'ı. Daha doğrusu o zaman tanımak istedim. Lodz film okulu gibi sinemada çok özel yeri olan bir okulda eğitim görmüş olması ilgimi daha da çekmesine neden olmuştu, tabi, fazlasıyla rahatsız etmediği sürece filmlerin teknik yönündeki aksaklıklardan çok ne söylediğine, bende ne iz bıraktığına önem verdiğimi farketmemi sağlamış olmasıyla da farklı bir yeri oldu benim dünyamda, sadece zihnen değil; odamda Kızılırmak Sinema'sından aldığım Bizim Büyük Çaresizliğimiz posteriyle maddi olarak da konuk oldu dünyama.

Doğumgününde geçirdiği motosiklet kazası sonucu durumu kritikti iki haftayı aşkın bir süredir, bugün o sürecin sonlandığını ve başka diyarlara gittiğini öğrendim. Pek popüler işler yapan bir adam olmadığı için özellikle "n'oldu acaba" diye bakılmadığı sürece görülmeyecek şekilde haberleri yapıldı tabi sadece, yani; ne kimi kendini bilmezler "o adam" versiyonunu yaratarak verecek ölüm haberini, ne "diğerleri" onlara bağırıp çağıracak, ne de dostları kanal kanal gezip ne harika bir insan olduğunu herkesin duyması için uğraşacak; o sadece sessizce ne olacaksa onu yaşayacak.

Tam da dün Six Feet Under'dan bir sahneyi tekrar izliyordum. Karizmanın yaşadığımız dönemlerdeki tanımı olabilecek Nathaniel, oğlu David'e kızıyordu; "canının istediğini yapabilirsin şanslı piç; hayattasın!", diye. Bilmem kaçıncı kez aynı sahneyi izlememe rağmen ben de yine David'in verdiği tepkiyi vermiştim; "bu kadar basit olamaz", diyerek. Bugün bu gidiş, Nathaniel'in "ya öyleyse" deyişini tekrarlattı bana. Yani yaşamın tek amacı yaşamda kalmak sanki, ve manen bilmiyorum ama madden bunu başaramadı Seyfi Teoman.

Ölünün arkasından ne denir bilmem ben, bir şey denilmesi gerektiğini de pek sanmıyorum açıkçası. Her fırsatta şeytani bir kalıpta önümüze sunulan ölümün tek kötü yanı; o gitmiş olanla aynı, bildiğimiz diyarlarda beraber olamayacağımız, onun kendini ifade ediş biçimine tanık olamayacağımız gerçeği bence, yoksa Haldun Taner'in de dediği gibi: ölürse ten ölür canlar ölesi değil.

Güle güle Seyfi Teoman, orası başka bir diyar; gülünür mü bir daha yoksa tamamen yok mu olunur bilinmez, kimileri öyle böyle diye ayırıp atıp tutsalar ve inansalar da karanlık tamamen, o yüzden bari giderken gülümsemeli; yani gülmemek için bir neden yok.

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses