16 Mart 2017 Perşembe

Neruda


Larrain, günümüzde aktif olarak çalışan yönetmenler içerisinde hala -ve belki de en çok- heyecanlandıranlardan birisi. Bu yılki iki filmi öncesinde bunu dile getirmeye çekinirdim ama iki çok farklı figür üzerine hem türle hem birbirleriyle bu kadar farklı iki filmle gelmiş olması artık şüpheye yer bırakmıyor. Yalnızca hikayelere daha farklı açılardan yaklaşmıyor, aynı zamanda bunun perdeye yansıyışını da o hikaye bağlamına oturtacak bir teknik beceriyle gerçekleştirmeyi başarıyor. Bu sayede zaten yılın beğenilen filmleri arasında tepeye oynamasa bile ardından başka bir film izlemeyi bir süreliğine mümkün kılmayacak filmler yaratabiliyor. Çünkü gayet basit anlatılabilecek hikayeler, Larrain'in perspektifinde katmanlar kazanıyor ya da mevcut olan katmanlar belirginleşiyor, sağlamlaşıyor. 

Biyografik filmlerin alıştığımız o yapısıyla oynanışını ufak bir gülümseme olmadan izlemek neredeyse mümkün değil Neruda'da. Bir yandan uzak bir ülkeye dair çok tanıdık bir hikaye Pablo Neruda ikonu üzerinden anlatılırken, diğer yandan tarihin yazımında günlerin içine sıkışan ve belki günümüzdeki siyasi ve toplumsal gelişmelerde hafızanın bu yitişiyle alınan pozisyonların bir göstergesi olan, ve aynı zamanda entelektüellerin toplumsal mücadeledeki rollerine dair oturaklı cümleler kuran bir film Neruda. Hatta bu son özelliğiyle belki Godard ve Gorin'in Letter to Jane'in karşısına -veya yanına- dahi konulabilir. Zira hafifçe ve gayet ince bir dengede değiniyor bu çokça tartışmaya meze olan mevzuya. 

Neruda, ardında konuşulacak çok konu bırakan bir film olsa da artık öğrendiğim şey bir Larrain filminden sonra kendisinin yönetmenliği haricinde bir şey konuşmaya pek hevesli olmuyorum ben. O yüzden filmi izlemiş olmanın heyecanıyla koşturup bir iki cümle yazmam gerekiyordu. 

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;, 


0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses