27 Aralık 2009 Pazar

Avatar

Avatar. Uzunca bir süredir popüler kültürün ve yoğun sinema ilgisinin üzerinde döndüğü film. Normal karşılamak lazım aslında, 400 milyon doları aşan bir bütçeyle 12 yılda oluşturulmuş bir film. Her yerde okumuşsunuzdur, film hakkındaki bu detayları. Veya sinema tarihi değişiyor mu, sinemada büyük devrim geyiklerini okumuşsunuzdur, duymuşsunuzdur, üzerine fikrinizi söylemişsinizdir. Açıkçası ben sinemaya bu kadar çok dijital efektle yön vermeye pek de olumlu bakan bir insan değilim. Elbette sinema içerisinde renklerdendir fakat, bunu temel alıp, %60'ı dijital görüntülerden, efektlerden oluşmuş bir filmin, sinema sanatının bundan sonraki dönemini belirleyeceğini söylemek sanki biraz abartı.

Söylediklerimden de farketmişsinizdir, normalde pek hoşlanmam bu tarz filmlerden. Avatar'ı duyuncada pek ilgimi çekmemişti. Ancak filmi izlemek istedim yine de, en azından üzerine söz söyleyebilmem için izlemem gerekiyordu. Nitekim gittim, Xpand versiyonunu izledim.

Olabildiğince klasik, klişeleri bol bir senaryo karşımızda. Zaten yönetmen ve senarist James Cameroon'a en çok yöneltilen eleştirilerden biri de bu yöndedir genelde. Elbet farklı noktaları var, yok değil ama, o kadarıda olmasa senaryo James Cameroon'a ait diyemeyecek durumu geliriz yani. Ama asıl dikkat çekici ve farklı olan, filmde, Amerika ve genel dünya sistemi üzerine getirilen eleştiriler. Aynı zamanda Na'vi'lerin Kızılderililerle olan çok büyük benzerlikleri, Şaman kültürü daha birçok şey. Irak'la ve Afganistan'la da bağdaştırabileceğimiz noktalar var bu yerlilerin. Zaten diğer bir eleştiri de buradan çıkıyor olsa gerek, birileri hep aynı senaryoyu oynuyor tarih boyunca, ve tüm insanlıkta zokayı yutuyor. Yer yer, "aslında biz iyi insanlarız da işte aramızda birkaç kötü adam var" geyiğine kaçıyor olsada, böyle bir popüler sinema örneğinde bu tarz eleştiriler görmek oldukça güzel. Ha filmin amacı direk bu değildir belki, o ayrı konu, yine de oldukça şaşırtıcı oldu filmin bu özelliği benim için.



Filmin tek numarası 3 boyutlu seyir imkanı. Zaten 35mm versiyonu izlendiğinde filmin bir anlamı olacağını düşünmüyorum. Demek istediğim, kimilerine göre haksızlık ediyor olabilirim ama, çok iyi bir 3 boyutlu film örneği, fakat vasatın altında bir sinema filmi olduğunu düşünüyorum. 3 boyutlu olmasının filme önem kazandırması oldukça ortada, ilk olarak blu-ray diskte satışa sunulacak film için daha sonrasında evlerde izlenebilecek 3 boyutlu versiyonu olan başka bir blu-ray disk çıkarılması planlanıyor. Bir de filmin 3 boyutlu seyir imkanı, sanki inanılmaz bir şeymiş gibi sunuluyor. Bu yeni çıkan bir teknoloji değil, yıllardır geliştirilmekte olan bir teknoloji. Burada bu teknoloji, sadece ana-akım filmlerden birinde kullanılmış oldu.



İzledikten sonra ise, üzerine çok düşünsel şeyler söylenemiyor filmin, dolayısıyla yavan bir izlenim aktarması oluyor. Bakalım gelecek sene hangi "büyük yönetmen" aynı filmden bir "tane" daha çekip çekip, yeni bir "sinemada devrim" geyiğini başlatacak. Kısacası, yıllardan beri bildiğimiz havalar.

Son olarak, her ne kadar böyle bir ticari "sanat zedelemesi"nin altına uymayacağını düşünsemde, yine de dayanamayıp filme atfen bir Bertolt Brecht şiirini not düşmek istiyorum.

Generalim Tankınız Ne Güçlü

Tankınız ne güçlü generalim
Siler süpürür bir ormanı
Yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var
İster bir sürücü.

Bombardıman uçağınız ne güçlü generalim
Fırtınadan tez gider, filden zorlu.
Ama bir kusurcuğu var
Usta ister yapacak.

İnsan dediğin nice işler görür, generalim,
Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.
Ama bir kusurcuğu var;
Bilir düşünmesini de.

Çeviri: Asım Bezirci


sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla,:;

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses