9 Haziran 2009 Salı

What Just Happened?


İzlediğimiz filmler, aslında izlememiz istenen filmlerin kendisi mi? Bunu genelde pek düşünmeyiz, filmler üstüne düşünsek yorumlar yapsak bile, bu aklımızdan nadir geçen bi' düşüncedir. İşte yine Amerika yapımı olan ve genel olarak Amerikan oyunculardan oluşan bu filmimizde, Hollywood işlerine azıcık dokunduruyor gibi. Ama izlerken aklıma gelen bir diğer soru, acaba filmimizde anlatıldığı gibi bu filme de müdahale edilmiş mi, rezilliğimizi o kadar ortaya koyma diye? Ne de olsa sadece dokunduruyor gibi yapıyor, sizce yalnızca bu kadar mıdır bu işlerin arka planı? Tabi filmimizin bunları göstermek gibi bir amacı var mı bilmiyorum ama yine de "gibi"lerden gitse de iyi-kötü bir plan çiziyor kafanıza, gösteriyor neler olduğunu, olabileceğini.




Filmimizin konusunu kısaca geçecek olursak -ki ben böyle olmasını daha çok seviyorum:) - bir Hollywood yapımcısının işlerini yürütmeye çalışmasını konu alıyor diyebiliriz.


fırtına öncesi sessizlik denilen şeyin bi benzeri diyelim buna.

Robert De Niro zaten, anlayan anlamayan, birçok sinemasever ve "filmizler"in hayran olduğu oyunculardan birisidir, çok kötü filmleri olduğu gibi çok iyi filmleri de olmuştur, fakat bu filmi son zamanlarda içinde yer aldığı ender güzel filmlerden bir tanesi fikrimce. Ve uzun zamandır onu böyle doya doya izleyemeyişimizin de acısını çıkartabileceğimiz bir film aynı zamanda. Yan rollerde de yine çok önemli ve önemli olmasa da ünlü oyuncuları görüyoruz. Mesela filmde çok büyük bi' rolü olmasada, benim sinemamın "tanrı"larından olan Sean Penn'i bu filmde görmek beni çok mutlu eden bir şeydi. Aynı şekilde John Turturo, Robin Wright Penn, Catherina Keener, Bruce Willis, Kristin Stewart ve daha birçok sevdiğimiz sevmediğimiz, tanıdığımız tanımadığımız oyuncu.


bir filmde Sean Penn varsa onun olduğu bölümler görüntü olarak alınır:)

güncelleme 20 kasım 2010
Yönetmenimiz Barry Levinson için bu yazıyı ilk yazdığımda saçma sapan şeyler söylemişim. Deftere şöyle bir göz atarken farkettim ve fazlasıyla utandım. Kendisi can'dır, severim takip ederim, tabi benim takip edip seviyor olmam önemli değil ama olsun, sonuçta Nazım'ın söylediği gibi, ben elmayı seviyorum diye elma da beni sevmek zorunda değil. Düzelteyim dedim efenim, bu son derece cıvıklaşmaya yüz tutmuş düzeltme yazımı burada sonlandırmaktayım.
güncelleme 20 kasım 2010

İnsanın çaresizlikleri ve kurtarmaya çalışırken batırması, aslında yapmaya zorlandığımız şeyler, düzen içinde kalma içgüdümüz belkide. Sürekli devam edecek bu süreç. Sürekli birileri bize bi' şeyler yapmamızı söyleyecek. Hem düzen içerisinden hem düzen dışarısından. Fakat daha sonra farkedeceğiz ki aslında o düzen dışındakiler tamamen içeridekilere hizmet ediyorlar. Hatta bunu yaptıklarını bazen kendileri bile bilmeselerde çoğu zaman bunun farkında olarak, bilinçli olarak yapıyorlar. Çünkü tarihe baktığımızda yerel, bölgesel çıkışların hiçbir işe yaramadığını görüyoruz. Sadece bazı bireysel çıkışların yine içerisi için işe yaramasa da en azından, duruma göre, "seçimli" veya "itimli" gerçek bir dışarı yaratıyor.

Robert De Niro'nun sanırım az biraz kilo vermiş sanırım. Birde filmdeki Jeremy Brunell karakterine hayran kaldım. İşte bu iki alakasız cümleyi söyleme isteğimi gideremedim, nereye sıkıştırayım onu da bilemedim. Buraya yazayım dedim bende:)

Son olarak filmimiz izlenebilecek, "eğlencelik" diye nitelendirerek filme ayıp etmeyeceğimiz, izlenilirse "neden izledimki şimdi" dedirtmeyecek hoş, sevimli bir film.


sevgi saygı ve o tarz bilumum duygularla..

0 tepki:

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses