30 Aralık 2012 Pazar

Angst essen Seele auf

Ali: Fear Eats The Soul

Bozuk bir Almanca'yla korku ruhu kemirir diyor filmin ismi, ve Ali. Yani bir nevi; korku ruhu kemirmek. Tabi detay olmasıyla beraber filmin, -ve yönetmenin de- yerini belirliyor aslında Ali'nin doğru konuşamadığı Almancasıyla söylediği bir Arap deyişini ismine taşıması. Belli bir süre zaman zaman sırıtsa da filmin ruhunu yansıtmada başarılı olan oyunculuklarla sıradan bir çizgide gidiyor film, Alman toplumu temsilinde yabancılara bakışı da, çaresizliği de, o dişliler arasında sıkışmışlığı da bildiğimiz yoldan ama hiç abartmadan ve yormadan gayet yalın biçimde anlatıyor. Fakat, "mutluluk her zaman keyifli değildir" diyerek başlayan bir film ne kadar güzel işlese dahi bu kadar alışılmış şeylerle var olmaya çalışmaz elbette. Bir bakmışsınız, sanki dünyanın uzay boşluğundaki bulunamaz görüntüsünü size göstermek istercesine kamera aslında yavaş yavaş odaktan uzaklaşırmış gibi geri çekiyor kendisini, ve en sonunda film sizi karanlığıyla değil, karanlığınızla baş başa bırakıyor.

Ne zamandır bir Fassbinder filmi izlemek istiyordum, ama olur ya; hep bir üşengeçlik. Neyse ki sonunda, ve daha önemlisi doğru zamanda izle-dim/mişim.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

2 tepki:

Adsız dedi ki...

Ali, diğer fassbinder filmleriyle sıkı sıkıya ilişkide olduğu gibi onların arasında biraz da sivrilir. Bu filmdeki açık toplumsal eleştiri, diğer filmlerde ancak küçük nüanslarla kendini gösteriyor. Ama bu durumun ilginç yanı, fassbinder'in diğer bir çok filminin teması olan "ilişki içerisindeki iki insan arasındaki dengeler"i bu filmde daha genel bir planda izleyebiliyoruz. Benim için fassbinder filmleri birbirlerine bağlı ve bi okadar da keyifli filmler. (Belki de bi kaç hafta arayla 6 filmini seyretmemden dolayı)
Not: şu mesajın başında yazdığım kısım şimdi biraz akademik göründü gözüme. ama amacım tamamen fassbinder sinemasından aldığım keyfin paylaşılmasına yönelik kusuruma bakmayın.

müşkülpesent dedi ki...

Aksine gayet memnun oldum yorumunuzdan ötürü, filmler üzerine gerçekçi sohbetlere pek dahil olamam çünkü genelde. Fakat işin ironik yanı, Ali henüz izlediğim tek Fassbinder filmi olduğu için bu sefer de yetersizliğimden ötürü bir şey söyleyemiyorum. Fakat bu film cidden benim için çok özel bir yer edindi kendisine, dolayısıyla Fassbinder izlemeye Berlin Alexanderplatz'la devam edeceğim yakında, aralıksız izleyecek cesareti bulabilirsem. Yalnız, kendi bakış açımda, ilişkiyi filmde odak olarak değil de bir etmen olarak görüyorum ben, ve filmin ismini de çok sağlam olmasa da kendime destek olarak alıyorum.

Yorum Gönder

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses