30 Ocak 2011 Pazar

Biutiful

Kesişen hayatlar üzerine kurulu filmler ilk başta çok hoş gelse de bir süre sonra can sıkıcı olmaya başladılar benim için. Buna rağmen Iñárritu'nun uzun metrajlı üç filmini de hayranlıkla izlemiştim. Biutiful'la beraber Iñárritu kesişen hayatlar tarzındaki filmleri bıraktı mı bilmiyorum ama yine o tarzda bir film yapsa yine hayranlıkla izleyecek olduğumu düşünsem de iyi ki bu sefer bırakmış dedim, hoş çok da büyütmemek gerek, her durumda kendisine, ekibine ve oyuncularına hayran bırakıyor.

Tüm güzel emeklerin yanı sıra o güzel melodilerin de eşliğinde dünyayı izliyorum. Kafamdan geçenler ve insanların yaşadıkları, aynı dünyada yaşayan bu kadar insan ve yaşamları birbirinden çok uzak görünmesine rağmen aslında ortaya koyuluş, varoluş biçimlerinin aynılığıyla irkiliyorum. Düşünceler ve eylemlerin bir buluşma noktaları var mı hala bilemiyor olsam da birbirlerine sözler vermiş gibiler her an. Hepimiz dünyada bir yerlerdeyken evrenin görüntülerini aklıma getirerek düşünüyorum ve farkediyorum, kullanımlarımıza göre tüm anlamını yitirmiş gibi dursa da, gerçek bir boşlukta serbest düşüşteyiz.

Javier Bardem'i izlemek, özellikle de Iñárritu'nun o güzel çekimleriyle izlemek, gerçekten çok büyük bir zevk. Amores perros, 21 Grams ve Babel'den sonra bir güzellik daha zihnimize düşüyor.

Film başlamadan önce Black Swan'ın da fragmanı gösterildi. Daha önce, film henüz hiçbir ülkede gösterime girmeden yayınlanmış olan çok kısa videoyu izlemiştim fakat resmi fragmanı görmemiştim henüz. Onu izleyince Black Swan'ı bir kez daha düşündüm ve bir filmin fragmanı bile böyle bir sanat eseri olabilirmiş, bunu gördüm.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

29 Ocak 2011 Cumartesi

El secreto de sus ojos


İnsan hayatı nasıl böyle boş yaşayabiliyor? Koca bir hayatı boş işlerle tüketmeyi nasıl beceriyoruz? Bunu nasıl yapıyoruz?

Akademi Ödülleri yaklaşmışken geçen sene En İyi Yabancı Film ödülünü alan El secreto de sus ojos'yu hatırlayalım diye düşündüm. Abartıldığını düşünsem de güzel bir filmdi ve geçen seneki törende -kendi kategorisi haricindekiler de dahil olmak üzere- tüm aday filmler arasında yine en öne çıkanıydı. Sıradan denilebilecek, ilk defa duyup veya söyleyip üzerine düşündüğüm cümleler olmasalar bile, Esposito'nun bu sözleri aklıma kazındı. Sahi nasıl yapıyoruz, veya neden?


sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

Ta'm e guilass


Kendimi bu hayattan kurtarmaya karar verdim. Ne için mi? Bu anlamana yardım etmeyecektir ve bunun hakkında seninle konuşamam, anlayamazsınız. Anlamayacağınız için değil, çünkü benim hissettiklerimi, hissedemezsiniz. Duygularımı anlayıp, paylaşabilirsiniz bana merhamet gösterebilirsiniz ama acımı hissedebilir misiniz? Hayır. Acı çekersiniz ve ben de çekerim. Sizi anlarım. Acımı anlayabilirsiniz ama onu hissedemezsiniz.



Vasatın üzerinde, inişli çıkışlı bir filmdi İngilizce ismiyle Taste of Cherry, belki de tam bir orta doğu filmiydi.

26 Ocak 2011 Çarşamba

83. Akademi Ödülleri / The Oscars 2011


83. Akademi Ödülü adayları açıklandı. James Franco ve Anne Hathaway'in sunuculuğunu yapacağı tören 27 Şubat Pazar günü düzenlenecek.

  • En İyi Film
127 Hours
Black Swan
The Fighter
Inception
The Kids Are All Right
The King's Speech
The Social Network
Toy Story 3
True Grit
Winter's Bone

Öncelikle, En İyi Animasyon Film dalında zaten aday olan Toy Story 3'ün bu kategoride aday gösterilmesi garibime gitti. Coen'ler her sene adaylık alıyorlar fakat hali hazırda 1969 yapımı John Wayne'li bir versiyonu da bulunan roman uyarlaması True Grit için, oyuncuları ve yönetmenlerine duyduğum hayranlığı göz ardı edersem, rahatlıkla sıradan bir filmdi diyebilirim. Black Swan'ın ödülü alması gerektiğini düşünüyorum. Darren Aronofsky'nin diğer filmleri gibi Black Swan da sadece yapıldığı yılın değil tüm zamanların en iyi filmlerinden biri. Kendimi tutamayıp "bence Black Swan" dedikten sonra da diğer filmlere dönüp böyleydi böyleydi demeye gerek yok sanırım. Son olarak Altın Küre'ye bakacak olursak The Social Network ödüle daha yakın duruyor malesef, fakat unutmamalı ki geçen sene Altın Küre'de En İyi Film ödülünü Avatar'a alırken Oscar'ı The Hurt Locker almıştı. Aday filmler arasında izlemediğim bir iki filmin bulunduğunu fakat bunun bu kategorideki düşüncelerimi çok değiştirmeyeceğini de eklemeliyim.

  • En İyi Yönetmen
Darren Aronofsky (Black Swan)
Coen Brothers (True Grit)
David Fincher (The Social Network)
Tom Hooper (The King's Speech)
David O. Russell (The Fighter)

The Social Network'ün yönetmeni David Fincher olmasaydı açıkçası filmi izlemezdim. Filmi izlerken de David Fincher'ın, hiç parlak olmayan bir konu ve senaryoyu hiç sıkmadan ve kendisini izlettirecek kadar iyi bir şekilde işlemesi sayesinde kendisi için filmi izlediğime pişman olmadım. Yani ciddi bir yönetmenlik başarısı var elbette, fakat ne olursa olsun David Fincher'ın o güzel filmlerinden sonra The Social Network'le Oscar almasına gönlüm razı olmaz. Ha bu bir şeyi değiştirir mu, tabi ki hayır. Yine de tahmin boyutunda David Fincher bir adım önde olsa da bu sene ben Darren Aronofsky Black Swan'la ödülü alsın isterim.
  • En İyi Erkek Oyuncu
Javier Bardem (Biutiful)
Jeff Bridges (True Grit)
Jesse Eisenberg (The King's Speech)
Colin Firth (The Social Network)
James Franco (127 Hours)

Biutiful'u izlemek için gün sayıyorum -28 Ocak'ta vizyona girecek diye biliyorum- yani filmi henüz izleyemedim fakat burada bahsettiğim adam Javier Bardem! Onun veya Jeff Bridges'in ödülü ikinci kez almasını isterim -hem jeff bridges alırsa iki yıl üstüste almış olacak- ama ödül Colin Firth'e gidecek gibi duruyor. Neyse ki bu sefer Altın Küre'de olduğu gibi Colin Firth'in veya başka birisinin Johnny Depp ve tabi yine Johnny Depp'i geride bırakarak ödülü alışına tanık olmayacağız.

  • En İyi Kadın Oyuncu
Annette Bening (The Kids Are All Right)
Nicole Kidman (Rabbit Hole)
Jennifer Lawrence (Winter's Bone)
Natalie Portman (Black Swan)
Michelle Williams (Blue Valentine)

Natalie Portman!

  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Christian Bale (The Fighter)
John Hawkes (Winter's Bone)
Jeremy Renner (The Town)
Mark Ruffalo (The Kids Are All Right)
Geoffrey Rush (The King's Speech)

Christian Bale!

  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Amy Adams (The Fighter)
Helena Bonham Carter (The King's Speech)
Melissa Leo (The Fighter)
Hailee Steinfeld (True Grit)
Jacki Weaver (Animal Kingdom)

'96 doğumlu Hailee Steinfeld True Grit'te gerçekten çok iyi bir oyunculuk sergilemiş ama zannetmiyorum ki ödülü alsın o nedenle Helena Bonham Carter alsa ne kadar güzel olurdu değil mi? Fakat Altın Küre'ye dayanarak Melissa Leo'nun isminin daha öne çıktığını söyleyebilirim.

  • En İyi Orijinal Senaryo
Another Year: Mike Leigh
The Fighter: Scott Silver, Paul Tamasy, Eric Johnson, Keith Dorrington
Inception: Christopher Nolan
The Kids Are All Right: Lisa Cholodenko, Stuart Blumberg
The King's Speech: David Seidler

Ben isterim Mike Leigh alsın ama onlar verirler The Kids Are All Right'a.

  • En İyi Uyarlama Senaryo
127 Hours: Danny Boyle, Simon Beaufoy
The Social Network: Aaron Sorkin
Toy Story 3: Michael Arndt, John Lasseter, Andrew Stanton, Lee Unkrich
True Grit: Joel Coen, Ethan Coen
Winter's Bone: Debra Granik, Anne Rosellini

Coen'ler çok güzel insanlar, kendilerini çok seviyorum ama bu filmle değil. Ödülü Toy Story 3 veya 127 Hours alır diye tahmin ediyorum.

  • En İyi Animasyon
How to Train Your Dragon - Chris Sanders, Dean DeBlois
The Illusionist - Sylvain Chomet
Toy Story 3 - Lee Unkrich

Toy Story 3'ü En İyi Film kategorisinde bile aday göstermişler, En İyi Animasyon'u ödülünü de direk alırlar gibi.
  • En İyi Yabancı Film
Biutiful, Alejandro Gonzales Iñàrritu (Meksika)
Dogtooth, Giorgos Lanthimos (Yunanistan)
In a Better World, Susanna Bier (Danimarka)
Incendies, Denis Villeneuve (Kanada)
Outside the Law, Rachid Bouchareb (Cezayir)

Evet, Biutiful'u henüz izleyemedim ama Iñàrritu diyorum, Javier Bardem diyorum daha ne olsun? Ayrıca Semih Kaplanoğlu'nun filmi Bal'ın aday bile olamaması beni gerçekten mutlu etti. Ve evet, kendisinin başka yönetmenlere duyduğu en azından gösterdiği saygı kadar saygı duyuyorum kendisine. Kendi "özgürlük, hak, adalet, toplumsal duyarlılık" anlayışıyla şov yapsın bakalım daha.


Hakkında fikrimi söyleyeceğim kategoriler ve adayları burada bulabilirsiniz, haricindeki kategoriler için buraya, buraya ya da buraya tıklayabilirsiniz.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

25 Ocak 2011 Salı

Nat King Cole


17 Mart 1919 doğumlu muazzam bir jazz insanı Nat King Cole, televizyon eğlence programı yapan ilk siyahidir. Tabi daha sonra kimse program yaptığı kanala reklam vermeyince kanal zor durumda kalarak programını bitirmiş. Elbette sadece bununla kalmıyor ırkçı saldırılar, tüm yaşamı boyunca ırkçılığa maruz kalmış bir adam Nat King Cole. 1948 yılında Hancock Park Los Angeles'ta aldığı evin bahçesi, milliyet-ırk-din üzerine temellenmiş Ku Klux Klan örgütü tarafından yakılmış, 1956 yılında Alabama'da konseri sırasında üç saldırgan tarafından kaçırılmaya çalışılmış.

1956 yılında Küba'da verdiği bir konserden çok mutlu olan, orada onurlandığını hisseden Nat King Cole, hiç Portekizce bilmediği halde Portekizce bir albüm de yapmış.

Belki de sesini zenginleştirdiğini düşündüğü için ciddi bir sigara içicisi olan Nat King Cole 1965 yılında akciğer kanseri sebebiyle ölmüş. Ve öyle bir insanmış ki onun ölümünden yıllar sonra doğan ben, onun şarkılarını bulmuş dinlemiş hayran kalmışım.


bu klasik, dinlediğim ilk nat king cole şarkısıdır. ve duyduğum andan itibaren beni bir nat king cole hayranı yapmıştır.



bir başka jazz klasiği olan autumun leaves'i kimden dinlesem hep eksik gelmeye başlamıştır nat king cole sonrasında.



There was a boy
A very strange enchanted boy
They say he wandered very far, very far
Over land and sea
A little shy
And sad of eye
But very wise
Was he

And then one day
A magic day he came my way
And while we spoke of many things, fools and kings
This he said to me
"The greatest thing
You'll ever learn
Is just to love
And be loved
In return"

"The greatest thing
You'll ever learn
Is just to love
And be loved
In return"



Smile though your heart is aching
Smile even though it's breaking
When there are clouds in the sky, you'll get by
If you smile through your fear and sorrow
Smile and maybe tomorrow
You'll see the sun come shining through for you

Light up your face with gladness
Hide every trace of sadness
Although a tear may be ever so near
That's the time you must keep on trying
Smile, what's the use of crying?
You'll find that life is still worthwhile
If you just smile

That's the time you must keep on trying
Smile, what's the use of crying?
You'll find that life is still worthwhile
If you just smile



too young şarkısına dair, slaytların üzerine eklenmiş hali haricinde herhangi bir video bulunmadığım için bununla idare edeceğiz, en azından şarkıyla beraber sözleri de ilerliyor.


sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

23 Ocak 2011 Pazar

Stéphane Mallarmé


Deniz Meltemi
Hayır yok tenden artık; hatmedildi kitaplar.
Ah! Bi kaçsam! Bilirim, o mest kuşlara diyar,
Bir akl'almaz köpükle göklerin arasında.
Bir şey tutamaz gayrı, gözlerin aynasında
Yanan bahçeler bile, bu deniz kokan gönlü;
Tutamaz ne geceler, ne duran o hüzünlü
Boş kâğıtlar üstüne eğilmiş kandil öyle;
Tutamaz o çocuğunu emziren taze bile,
Gidiyoruz! Kalk, gemi! Yalpanı vur şöyle bir,
Ve sonra al bir günâ aleme doğru demir!
Ümitten onca çekmiş sıkıntı şimdi, dersin,
Hayır duasına mı kanmakta mendillerin?
Belki de bu direkler, fırtınalara davet,
Nâçar bir gün yığılır güverteye... Ne imdat,
Ne görünürde ada ve ne kürek ne yelken;
Ama sen geçme gine gemici türküsünden!

çeviri, Can Yücel


Deniz Meltemi
Ten bitirdi hazlarını, tükendi kitap;
Kaçsam, kaçsam uzaklara... Üstümde mehtap;
Sanıyorum en güzeli mestoluşların
Gökle engin arasında uçan kuşların.
Kim tutacak denizlere bağlı bu gönlü?
Ne gözlere gülümseyen bahçenin gülü,
Ne sütbeyaz kâğıtlara aksi lambanın
Ne dizinde yavrusunu emziren kadın.
Gideceğim, güzel gemi haydi demir al,
O ellere yelken aç ki sanılır masal...
Bir üzüntü, küskün ama umutlarına
İnanıyor mendillerin elvedasına.
Belki deli rüzgârlara uyan direkler
Karayelde bir kazaya baş eğecekler
Ve görünmez olacaklar... Denizler derin
Gönül, dinle türküsünü gemicilerin...

çeviri, Kemalettin Kamu


Deniz Meltemi
Bütün hazları tattım, kitapları okudum,
Ah, kandırmadı; kaçmak, kurtulmak istiyorum.
Bir başka köpükle gök arasında kuşlar
Orada şimdi kim bilir ne kadar sarhoşlar?
Deniz çekiyor, deniz, kim tutabilir beni?
Gözlerde aksi yanan o eski bahçeler mi?
Geceler! Mahzun ışığı mı yoksa lambanın
Beyaz kâğıda vurur, korkar dokunamazsın;
Ne o; ne de çocuğuna meme veren taze;
Gideceğim, ey gemi, bilinmedik ellere.
Demir al, sallayarak direklerini. Sızlar
Yürek ümitle, ama sonra her şeyi anlar.
Belki de fırtınaları çağıran direkler,
Şu anda rüzgârla gelecek ölümü bekler,
O zaman ne yelken, ne de ümit... ama sen yine
Kalbim, gemicilerin şarkılarını dinle

çeviri, Orhan Veli Kanık


İmbat
Devirdim sayfaları! gönlümde yine hüzün var.
Kaçmak! oralara kaçmak! Nasıl da mutlu kuşlar
Göklerde köpükler arasında kanat çırpmaktan!
Denizde ıslanan yüreğimi bu yolculuktan
Hiçbir şey durduramaz, ne gözlerin yansıttığı
O yaşlı behçeler, ne lambamın sürgün ışığı
Aklığın savunduğu boş kâğıda bakıp duran.
Ne de emzikli gelin bebeği doyuran.
Gideceğim! Ve gemim doldurup yelkenlerini
Kalkıyor, götürmek için o ülkelere beni!
Hüzün bu, acımasız umutlarla aldanıyor,
Sallanan mendillere yine inanıp kanıyor!
Fırtınaları çağıran şu direkler, kim bilir
Rüzgârların gömdüğü o batık gemilerdendir,
Şimdi ne direkleri ne adaları kaldı...
Boş ver kalbim, dinle tayfaların şarkılarını!

çeviri, Erdoğan Alkan

Bir şiir, dört farklı çeviri. Orijinal ismi Brise Marine olan şiir, Mallarmé'nin hem Türkçe'ye hem diğer dillere en çok çevrilen şiiri. Kitapta yalnızca bu dört çeviri vardı, aranırsa daha farklı çevirileri de bulunur sanıyorum ki.

stéphane mallarmé, şiirler, varlık şiir, istanbul, 2006, s. 124/125/126/127

sevi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

22 Ocak 2011 Cumartesi

Copie Conforme


- Geçen gün yağmurun altında bir gömlekle duruyordu. "İçeri gir, ıslanacaksın." dedim. Ne dedi, biliyor musun? "Ne olmuş?" Hasta olacaksın, dedim. Yine; "Ne olmuş?" dedi. Öfkelendim ve "Öleceksin!" dedim. Ne dedi, biliyor musun? "Evet, öleceğim. Ne olmuş?" ...Şüphesiz, öyle...
- Evet, kesinlikle. Eminim, çocuğunun uzun, başarılı ve mutlu bir yaşamı olacaktır ama haklı. Hepimiz öleceğiz. Hiçbir şey sonsuza dek sürmez. Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla dolu. Bence oğlunun yorumu daha iyi, hepimiz öleceğiz, ne olmuş yani? Bir çocuk her şeyi apaçık söylüyor diye onu suçluyoruz. Ama ne bileyim, bir filozof ya da yazar söylediğinde harika olduğunu düşünüyoruz. Çocuklar anı yaşıyor ve eğleniyorlar. Sonuçları düşünmüyorlar.
- Çünkü bedelini biz ödüyoruz.
- Bunu bir daha düşün. Sonuçları düşünme, oyunun
bir parçası olarak gör.
- Yapma! Bunlar kitaplar için geçerli,
hoş ve zekice ama gerçek hayatla ilgisi yok.


Usul usul sizi yanına alan bir film Copie Conforme. Film, güzel insan Binoche'un -sırf Binoche için izlediğim- 2007 yapımı Le voyage du ballon rouge'daki tadını verdi bana biraz. Ama Copie Conforme'de konu insan ve orijinal-kopya ilişkileri. İlk kez bir Abbas Kiarostami filmi izledim ve yönetmenin önceki filmlerini de izleme isteği uyandırdı bende. Son olarak; pardon ama, gerçek hayat?


sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

Porcupine Tree

Porcupine Tree, 1987'de İngiltere'de kurulmuş. Grup 70'lerin müzik esintilerini de taşıdığı için psychedelic ve progressive rock türleriyle birlikte anılsa ve gruba şimdiki zamanın Pink Floyd'u benzetmeleri yapılsa da müziklerini kategorize etmek zor, zaten çok katı kategorizasyonlara da gerek yok diye düşünüyorum. Sadece bir kez baterist değişikliği yaşayan grup için 23 yıldır aynı kadroyla devam edebiliyor olduklarını söylesem yanlış olmaz. Fakat grubun kurucularından Steven Wilson'ın Porcupine Tree dışında hem prodüktör hem de müzisyen olarak birçok farklı grupla ve müzisyenle çalıştığını belirtmeli. Gerçekten bir müzik dehası olduğunu yarattığı diğer müzikleri de dinledikçe anlıyorum ben de.

I never wanna be old
And I don't want dependents
It's no fun to be told
That you can't blame your parents anymore.

I'm finding it hard to hang from a star
I don't wanna be...
Never wanna be old.

Sullen and bored the kids stay
And in this way wish away each day
Stoned in the mall the kids play
And in this way wish away each day

I don't really know
If I care what is normal
And I'm not really sure
If the pills I've been taking are helping

I'm wasting my life
Hurting inside
I don't really know
And I'm not really sure...



...
I can't take the staring and the sympathy
And I don't like the questions,
"How do you feel?"
"How's it going in school?"
"Do you wanna talk about it?"

Way out, way out of here
Fade out,
Fade out, vanish

I'll try to forget you
And I know that I will
In a thousand years
Or maybe a week
...


...
I don't know whose side I'm on
I don't think that I belong round here
If I left the stage would that be wrong?
...
I tried the capsule and I tried the smoke
I tried to aid escape like normal folk
But I never seemed to get the joke

These are my old clothes
This is a new low
This is my blood flow
This is my headstone
...



I woke up and I had a big idea
To buy a new soul at the start of every year
I paid up and it cost me pretty dear
Here's a hymn to those that disappear



...
How can I be sure I'm here?
The pills that I've been taking confuse me
I need to know that someone sees that
There's nothing left, I simply am not here
...
You don't try to be liked
You don't mind
You feel no sun
You steal a gun
To kill time

You're somewhere
You're nowhere
You don't care
You catch the breeze
You still the leaves
So now where?

her ne kadar pearl jam ve müziği için çöp tabiri kullanılsa da sırf video klipte çocukların ilaç-hap içme sahneleri ve "X-Box is a god to me" gibi adeta sehl-i mümteni sanatına örnek verebilecek bir cümle barındırması bile dinlemek için yeterli.



Aslında şarkı sözlerini Türkçe'ye çevirecektim fakat, sözlerin duyuşları her zaman yazıldığı dildeki kadar etkileyici olmuyor, bir şeyler kaybediyor şiirde de olduğu gibi. O yüzden hiç çevirmeden orijinal hallerinde bıraktım. Ayrıca Deadwing albümünden hiçbir şarkının şu anda burada yer almamasına rağmen Deadwing albümünün görselini kullanmış olmam da garip değil, evet.

Karalama defterimde artık dinlediğim ve sevdiğim müzisyenlere dair de bir şeyler olmasını istedim. Fakat ne kadar hayran kalsam da o müzikleri yaratan insanlara ben sadece kendi halinde bir müzik dinlecisiyim. Müzik konusunda teknik herhangi bir bilgiye sahip olmadığım ve buradaki müzisyenlerin albümlerini, o albümlerin yaratılma süreçleri içerisinde yaşadıklarını internette herhangi bir sitede rahatlıkla bulabileceğiniz için sadece kısa birkaç tanıtım cümlesini yeterli görüyorum bu karalamalarda. Zaten yaşam içerisinde amatörlüğü savunan bir insan olarak kendi keyfim dışında bir şeyler yapmam pek mümkün değil.

sevgi, saygı ve o tarz bilumum duygularla:;,

 
Sayfa Üst Görseli Marek Okon'un TOWERS OF GURBANIA isimli illüstrasyonudur.

Sinemaskot © 2008. Müşkülpesent # Umut Mert Gürses